| 15/05/2008 | Hırs, “O şeyi ben onu elde edebilirim ve etmeliyim” demektir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/05/2008 | Cehalet: Bilmiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/05/2008 | Avâm ile avâmperest farklıdır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/05/2008 | ‘Sahabe’ kelimesi ‘sohbet’le aynı kökten geliyor. O halde, hakikat yolunda ‘sohbet edenler’in ‘sahabe mesleği’ sırrından hissesi var. Ya hakikat yolunda münakaşa edenlerin?
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/05/2008 | Cemaat, tek-tiplerin değil, birbirine yardım eden farklıların bütünleşmesidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/05/2008 | Soğuktan korunmak önemlidir; ama “Soğuktan korunmak sıcağın kendisidir” denilemez.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/05/2008 | Münacat, bilinen bir Rabbe ilticayı anlatıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/05/2008 | Mü’minin âdetullah dediğine, kâfir esbab der.
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/05/2008 | Allah’ın uluhiyetini kâinatta kendini gösteren rububiyetiyle kavradığımız gibi, O’nun kibriyasını kâinat aynasında kendini gösteren azametiyle kavrıyoruz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/05/2008 | Nimet = mal + ikramı bilmek + Mün’imi tanımak + bunun bir nümune olduğunu bilip asıllarını düşünmek...
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/05/2008 | Aynı şey mü’min için nimet oluyor, münkir için yalnızca mal...
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/05/2008 | Meal: Kur’ân denizinden kendi tasımızla aldığımız…
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/05/2008 | Tefsir: Kur’ân’ın beyanına, Kur’ân’ın emrettiği tarzda bakmak…
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/05/2008 | Her gün ekmek yemek: ünsiyet. Her gün baklava yemek: ülfet.
–Metin Karabaşoğlu |
| 30/04/2008 | Kün emri, bütün oluşları, bütün tecelliyat-ı esmayı içerir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/04/2008 | Yapraksız ağaç fert değil, mürekkepsiz kalem ferd değil... En küçük de olsa bir bütünlük varsa ferdiyet var.
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/04/2008 | Ferd: Küllün özelliklerini taşıyan cüz’dür. Meselâ DNA cüz’dür, ama ferddir. İnsan vücudunun bütün özellikleri onda vardır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/04/2008 | Küllî’yi küllî yapan küll’e olan intisabıdır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/04/2008 | Dişli, makinenin içinde küllîdir; ayrılırsa cüz’î olur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/04/2008 | Küllî, kendisi cüz olduğu halde küll’ü tarif edebilendir—ağaç için tohum gibi...
–Metin Karabaşoğlu |
| 24/04/2008 | Tecelli ile cilve, akisle in’ikas arasında ince bir fark var. Ziya ile nur arasındaki fark gibi…
–Metin Karabaşoğlu |
| 23/04/2008 | Secde, “Kendimi abd olarak, Seni Rab olarak tanıyorum” demektir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/04/2008 | Münker: fıtratın hoş görmediği şey.
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/04/2008 | “Hakikatin keşfi, hakkın şuhudu...” Buna göre, şuunat tadılır. Sende bir karşılığı varsa hissedersin.
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/04/2008 | “Niye?” hikmet sorusudur. Hikmetin zıddı, abesiyet...
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/04/2008 | Hikmet, malumatla ilim arasında bir köprüdür.
–Metin Karabaşoğlu |
| 17/04/2008 | Hakikat haktan sâdır oluyor; hikmet ilimden...
–Metin Karabaşoğlu |
| 16/04/2008 | Bu zamanın bir hatası, zihin ve zeka ile aklı aynı görmeleri. Zihin ve zekâ aklın âletidirler yalnızca. Akıl ise, âlem-i mülkten melekûta ulaşma vasfını haiz...
–Metin Karabaşoğlu |
| 15/04/2008 | İmanın zıddı küfür; ubudiyetin zıddı zulüm...
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/04/2008 | İbadet adalettir; Rabbimizin verdiği nimetlere şükür ve ibadetle karşılık vermiş oluyoruz… İbadet etmemek zulümdür.
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/04/2008 | Said Nursî’nin papağanı değil, nümunesi olmalıyız. Her birimiz bir Said hükmünde olabilmeliyiz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/04/2008 | Bediüzzaman insanları kendi seviyesinde değil, muhatapların kendi seviyesinde değerlendiriyor. Bizler ise severken de abartıyoruz, kızarken de...
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/04/2008 | Bid’atu’z-zaman olarak görülmeyi göze almadan Bediuzzaman olunmuyor!
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/04/2008 | Said Nursî’nin her hapisten elinde yeni bir risale ile çıktığını görüyoruz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/04/2008 | Bediüzzaman “Ben kaderin mahkumuyum” diyor. Hep ‘kaderin mahkumu’ olabilen bir kimseyi başka kimseler asla mahkum edemezler.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/04/2008 | Zihninde Abdülhamid’i aşamayan Said Nursî’yi, Osmanlıyı aşamayan Risale-i Nur’u gereğince anlayamaz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/04/2008 | Bediüzzaman’ın teslim olmaması ekonomik açıdan bağımsız olmasıyla ilgilidir; ekonomik özgürlüğü ise israftan uzak olmasıyla...
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/04/2008 | Bediüzzaman Hz. Ebu Zer yalnızlığını değil, Hz. Ali yalnızlığını örnek aldı. Ebu Zer hal-i âleme küskün; Hz. Ali küsmüyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/04/2008 | İmam-ı Gazalî’ye ‘hüccetü’l-islâm’ denildiği gibi, Bediüzzaman için ‘hüccetü’l-iman’ demek pekâlâ mümkündür.
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/04/2008 | Said Nursî sadece hikmet kılıcıyla hak ile bâtılı ayırmakla yetinmiş olsaydı, muvaffak olamazdı. Şefkat gerek!
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/04/2008 | Bediüzzaman aklına geleni yazmıyor. Aklına gelen kalbine indiğinde yazıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/04/2008 | Risale eğer tam kavramlarıyla açılsa idi, 80 cilt olması gerekirdi. Bediüzzaman’ın ömrü yazmaya, bizim sabrımız okumaya yetmezdi.
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/04/2008 | Muhteva yoğun ise, bazı kavramları kapalı bırakmak gerekiyor. Kavramların mânâsı her defasında açıklansa, tariften asıl konuya geçilemeyebilir, ya da tarifler arasında anlam kaybolabilirdi..
–Metin Karabaşoğlu |
| 31/03/2008 | Ağlamak, içteki hissiyatın dışa taşmasıdır. Risale’nin birçok yerinde ağlama tabloları görürüz. Risale’de ağlamak var, ama ağlatmak yok...
–Metin Karabaşoğlu |
| 30/03/2008 | Cadde-i kübra-yı Kur’âniyeyi patika haline getirmişiz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/03/2008 | Risale-i Nur insanı hatasızlaştırmıyor, ama gönül rahatlığıyla günah işleyemez hale getiriyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/03/2008 | Risale-i Nur insanları amel-i salih ölçüsüyle değil, takva ölçüsüyle tartıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/03/2008 | Kimisi hoş işler yapmadığı için, ışıktan rahatsız olur. Kimisi ışığı tembelliğinden dolayı yakmaz. Biri gelir ışığı yakar, hoş işler yapmayanlar hariç, herkes istifade eder. İşte Risale’de ışığı yakma talimi var.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/03/2008 | Risale amiyâne tevdihi yıkıp yerine tevhid-i hakikîyi yerleştiriyor değil. Yıkmadan yapıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/03/2008 | Risale-i Nur’da ölçüsüz bir merhamet de yok, keskin bir dışlama da...
–Metin Karabaşoğlu |
| 24/03/2008 | Risale-i Nur’un belli bir kalıba sokulamaması, onun başarısıdır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 23/03/2008 | Risale-i Nur yaratılış bahsinde ‘geçmiş’i anlatmıyor. Şu andan bahsediyor. Ezel ve Ebed Sultanını ‘şu an’dan hareketle tanıtıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 22/03/2008 | İnsan Risale-i Nur’a, tabir yerindeyse, göbek bağıyla bağlanmalı. Her bir risale, her okuyuşta yeni şeyler vermeli; insanı beslemeli.
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/03/2008 | Risale-i Nur’u açık yürekle okumalı...
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/03/2008 | Risale insanı mürid yapmaz, asfiyâ yapar.
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/03/2008 | Risale’yi şahsî terakki için okuyan, asfiyâ olamaz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/03/2008 | Risale-i Nur ‘ferdiyet’ cilvesine mahzar. Sair şeylerden kopuk bir cüz gibi algılanan birşeyin, bir bütünün parçaları olduğunu öğretiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 17/03/2008 | Her risalenin bir sistem var, o kalıbı çözebilmek gerek.
–Metin Karabaşoğlu |
| 16/03/2008 | Risale’nin metodu kavranılmayınca, bütünlüğü de kavranılamaz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 15/03/2008 | Gerçekte, henüz Risale-i Nur’u bir bütün olarak anlamanın tarih-öncesini yaşıyoruz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/03/2008 | Risale’ye usûl kitabı olarak bakmalıyız; sonuç kitabı olarak değil. Sonuç kitabı olarak algılanırsa, taklitçilik ve tekrarcılık zuhur eder.
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/03/2008 | Bir sanatkârın külçe altını alıp değişik eserler üretmesi misali, bizim de Risale kaynağından beslenip birşeyler ortaya koymamız gerek.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/03/2008 | Risale-i Nur tohumu aslında her okuyanda var. Ancak, o tohumdan fide yetiştirmek ayrı bir sanat...
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/03/2008 | Risale-i Nur açık bir metindir. Telifi, şerhler suretinde devam edecektir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/03/2008 | Risale’nin ne dediğine çalışmak yetmez; nasıl dediğine çalışmalı… Meselâ, İsrâ sûresindeki o büyük âyetten aldığı dersle Âyetü’l-Kübra Risalesi’ni nasıl yazmış Bediüzzaman?
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/03/2008 | Risaleler akla geldiğinde değil, kalbe geldiğinde yazılmış.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/03/2008 | Risaleler akıldan çıkmıyor, kalbden çıkıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/03/2008 | Risale-i Nur bizi güneşe götüren aydır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/03/2008 | İnsanlık tarihi, ‘azların tarihi’dir; çoğunluk tarihin seyircisidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/03/2008 | Ebu’d-Derda’ya olmayan birşey hakkında sormuşlar. “Olduktan sonra gelin sorun” demiş.
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/03/2008 | Veda Haccı sırasında ashabın sayısı 110.000 civarında; ashabdan mezarı Hicaz’da olanların sayısı ise 20.000 civarında... Demek ki, hicret ve vazife değiştirme fıtrî bir realitedir. Vazife hicretleri yaşamalı, heyecan transferleri gerçekleştirmeli...
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/03/2008 | Hz. Ebu Zer’in içtihadı hususîdir; Hz. Ebu Bekir’in umumî...
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/03/2008 | Benim açımdan, Muaviye Sıffîn’de Hz. Ali’ye karşı hilafete karşı saltanat yolunda savaşırken ‘Hazret’ değil, ama sahabi olarak Hazret...
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/02/2008 | Hz. Hasan, bir açıdan, Hz. Ali ile Hz. Osman’ın buluşmasıdır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/02/2008 | Hz. Ali’deki ilim, Hz. Hasan’daki hilm ile kemal buluyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/02/2008 | Ebubekir’de sıdk, Ömer’de adalet, Osman’da hilm, Ali’de ilim... Dört büyük sahabi, aynı hakikatin dört ayrı görünümünü içeren bir cadde-i kübra açmışlar. Resûlullah 40 kişi ile çizmiş bu büyük yolu... O 40’ın içinde 10 kişi. O 10’un içinde ise 4 kişi. Bu 4 kişi, Allah dilerse 4444 yıl sürmesi mukadder bir cadde-i kübra açmışlar.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/02/2008 | Asr-ı Saadet sahnesinde Ömer ile Ebu Bekir kendi kimliğini yitirmiyor. İkisinin beraberliği ile, celâl aynasında cemal, cemal aynasında celâl tezahür ediyor. Meşveret ile birbirini tamamlıyorlar.
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/02/2008 | Özgürlük müşrikleri sefahete, köleleri imana götürüyordu...
–Metin Karabaşoğlu |
| 24/02/2008 | Hamza ve Ömer, Müslüman olmadan önce sıkı birer içici idiler. Hz. Hamza Uhud’da şehid olduğunda ihtimal ki bir parça içmişti, zira içki henüz yasak edilmemişti. Peki, bugünkü akımızla biz, bugün de sıkı bir içiciden Ömer kıymetinde, Hamza değerinde mü’minler çıkabileceğini düşünebiliyor muyuz?
–Metin Karabaşoğlu |
| 23/02/2008 | Ömer’de iddia vardı; Ebu Cehil’de inat...
–Metin Karabaşoğlu |
| 22/02/2008 | Ebu Cehil kendine tapıyordu, Ömer putlara. Benliğini putlaştırmaktan geçmişti Ömer, putlardan da vazgeçebildi. Ama Ebu Cehil asla…
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/02/2008 | Asr-ı Saadet’in ilk müslümanları hiç puta tapmayanlardır. Putunu bırakıp Müslüman olanlar da var. Ancak, nefsini put edinenler bir türlü müslüman olamıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/02/2008 | Hz. Ebu Bekir ‘hemencecik’ müslüman olurken, aslında otuzsekiz senelik bir birikimle müslüman oluyordu...
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/02/2008 | Hz. Ömer altıncı senede Müslüman olmuş. Ebu’d-Derda, Bedir’den daha sonra... Geriden gelen, hep geride kalacak değildir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/02/2008 | Umeyye b. Ebi’s-Salt, tevhid şiirleri yazmış, ama kendisi küfürde kalmış. Lebid ise, şirk şiirleri yazmış, ama sekseninden sonra müslüman olmuş. Ümeyye örneği bize diyor ki: Ayağını denk al, elini çabuk tut, hayırda acele et! Lebid örneği bize diyor ki: Determinist olma, “bu yaştan sonra...” deme, kimin ne zaman ne olacağı belli olmaz!
–Metin Karabaşoğlu |
| 17/02/2008 | Az bir güneş ışığı, keyfiyetçe, ayın bütün ışığından daha değerlidir. Sahabilerin en küçüğüne bile en büyük velinin yetişememesi; sahabe mesleğinin tasavvuftan önce ve üstte gelmesi bu sırdandır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 16/02/2008 | Duvar güneşi ancak ısınmasıyla, yani güneşin ısısı ile tanıtır (evliya mesleği). Cam parçası duvardan küçüktür, ama güneşi ısı, ışık ve yedi rengiyle bildirir (asfiya mesleği).
–Metin Karabaşoğlu |
| 15/02/2008 | Sahabiler hayatlarında Kur’ân’ı yaşamışlar, biz ise onu film gibi seyrediyoruz. Bu zamanda Kur’ân yaşayış itibarıyla çok az tefsir olunuyor; ama ilim olarak daha çok tefsir olunuyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/02/2008 | ‘Veraset-i nübüvvet’ ehli, hakikatı herkesin anlayacağı şekilde sunmayı üslub edinirler.
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/02/2008 | Sahabeler kitap yazmamışlar ama, hayatlarıyla eser yazmışlar.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/02/2008 | Resûlullah’ın birebir kendisine benzetmeye çalıştığı tek kişi yoktur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/02/2008 | Mirac elliiki yıl boyu yaşanmış bir yolculuğun tasdikidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/02/2008 | Mirac Resulullah’ın 52 yıllık hayatının tasdikidir; sünnetin teyididir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/02/2008 | Nübüvvete tâbi olmak, insanın kendisi ve kâinatla barışık olmasıyla ilgilidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/02/2008 | Peygamberimizi hatırladıkça, çok önemli bir mahluk olduğumu hissediyorum. Çünkü, benim en küçük bir halim ihmal edilmiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/02/2008 | Peygamber ‘insanüstü’ olsaydı, bana rehber olmazdı. “O başkaydı, ben onun gibi olamam” diyemeyiz. Elimizden geldiğince onun gibi olmaya çalışmalıyız…
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/02/2008 | Aklın anladığını tashih etmek yerine Resûlullah’ın sözünü tashihe kalkışmamalı.
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/02/2008 | Sünnet-i seniyyesiz bir dinî anlayış, eksik ve hatta sakat bir dinî anlayıştır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/02/2008 | Nefisler peygambersiz bir din arzu ediyorlar; tâ ki kafalarına göre yorumlamaları mümkün olsun…
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/02/2008 | Resûle tâbi olmayan, kendine tâbi oluyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/02/2008 | “Soruyu ben sorarım, cevabı da ben bulurum. Peygambere ihtiyacım yok” demek, kendisini Resûl-i Ekrem’in ve onun getirdiği hakikatin yerine koymak demektir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/02/2008 | Resûl-i Ekrem’in hayatı Kur’ân’dır. Her zaman Bismillah şuuruyla yaşar, Fatiha şuuruyla devam eder…
–Metin Karabaşoğlu |
| 31/01/2008 | Resûlullah’ın ne düşündüğünü ve nasıl yaşadığını öğrenmek istiyorsan, Kur’ân’ı oku! Kur’ân, Resûlullah’ın hayatını yansıtır; neyi nasıl yaşadığını, neye nasıl baktığını, neye nasıl ve niye inandığını bize gösterir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 30/01/2008 | Dağa çıkıp inmeyen adama dağcı demezler. Resûlullah miraca çıkmış, ama dönmüştür. Peygamber vasfı böyle bir tavrı gerektirir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/01/2008 | Kap küçükse çabuk dolar. Resûlullah’ın kabı genişti ve devamlı genişliyordu. O yüzden, her daim tefekkür ve tezekkür üzere idi, o yüzden günde yetmiş kez daha da fazlasını yapamadığı için istiğfar ediyordu, o yüzden “Seni lâyık olduğun surette sena edemem. Sen kendini sena ettiğin hal üzeresin” diye Rabbine yakarıyordu...
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/01/2008 | Hz. Peygamber peygamber olduğu için öyle dua ediyor değil. Öyle dua edebildiği için Rabbimiz onu peygamber seçiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/01/2008 | Yamaçlar kalabalık, zirveler yalnızdır. En çok istifade edilen insan olarak Resûlullah (a.s.m.), aynı zamanda, en az anlaşılan insandır da. Çünkü, onun anlattığı hakikati onun kendi iç dünyasında anladığı derecede anlayan başka bir kimse yoktur. Peygamber başka bir insandan almamış; almadan vermiştir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/01/2008 | Bugün biz “lâ ilahe illallah”ı kolaylıkla söylüyorsak, “muhammedun resulullah”tan dolayıdır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/01/2008 | Peygamberimizin hiçbir fiili yoktur ki, HÜVE’yi göstermesin, O’nu bildirmesin.
–Metin Karabaşoğlu |
| 24/01/2008 | Bir sınıfta öğretmen esasında yalnız bir öğrenci için dersini tam anlatır—onu en iyi anlayan öğrenci için. Bir’ler her zaman önemlidir. Bir Muhammed-i Arabî’nin ubudiyeti hatırına, koca bir kâinat yaratılmıştır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 23/01/2008 | Ağaç meyve için dikilir. Âlem, Muhammed-i Arabî için yaratılır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 22/01/2008 | “En’amte aleyhim”[6] sırrına dahil olmak için ihdinâ’ya[7] muhatap olunmalı.
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/01/2008 | Nasr sûresi, Mekke’nin fethinden ve insanlar akın akım, küme küme İslâm’a gelmeye başladıktan sonra istiğfara davet ediyor Hz. Peygamberi. Demek ki, bir başarıdan sonra, nefsimizi işe karıştırma, kazanılan başarıyı kendimize mal etme riski var. Öyleyse, her fetihten sonra, istiğfar gerek.
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/01/2008 | “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn”[5] âyeti, esbab dairesi ile itikad dairesi arasında çok önemli bir köprüdür. Örnek: Sevmek duygusu Allah’tan geldi (innâ lillah); O’nun adına sevmeliyim (ileyhi râciûn).
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/01/2008 | Fatiha kapanış değil, açılış olmalı bizim için. Fatiha ile, yeni bir kapı açılıyor önümüze; yeni bir kapı açılmalı...
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/01/2008 | Kur’ân, “Rabbu’l-âlemin” ile başlıyor, “Rabbi’n-nâs” ile bitiyor!
–Metin Karabaşoğlu |
| 17/01/2008 | Ayetlerin necm-i sâkıp olduğunu görmek için, karanlığı tam hissetmek gerek. Bunun da iki yolu var: (i) hayal, (ii) hissiyatın, şefkatin istimali...
–Metin Karabaşoğlu |
| 16/01/2008 | Fıtratı incitmeden nefsi zemmetmek... Kur’ân’ın üslubu bu.
–Metin Karabaşoğlu |
| 15/01/2008 | Kur’ân’a tam muhatap olabilmek için, Kur’ân’ın i’cazını kavramak lâzım. Kur’ân’ın mu’ciz bir söz olduğunu anlarsak, nefsin elinde koz kalmaz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/01/2008 | Kur’ân’a muhatabiyet bizi günaha karşı dirençli, hayra karşı gayretli, malayaniyata ve kontrolsüz duygulara karşı ise kontrollü hale getiriyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/01/2008 | Kur’ân bize inmedi mi? Göklere bakın, yere bakın, kuşlara bakın, hayatınıza dikkat edin, şeytana uymayın.. mânâsındaki âyetleri başkalarına mı indi ki, bu kadar lâkayt ve bu kadar bîganeyiz?
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/01/2008 | Kur’ân’a muhatap olunarak yaşanan bir gece, Kur’ân’sız bin aydan hayırlıdır. Bir an güneşe muhatap olmak, bin ay kamere muhatap olmaktan kuvvetlidir. Kadir gecesinin büyüklüğü değildir ‘bin ay’la asıl gösterilen; Kur’ân’ın büyüklüğüdür. Ramazan’ı şereflendiren, Kur’ân’dır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/01/2008 | Vahiy ve peygamber gönderen bir Allah, sizin hayatınızın her anını kontrol altında tutuyor demektir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/01/2008 | Kur’ân’ın nuruyla görür, ziyasıyla nurlanırız.
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/01/2008 | Önce Kur’ân vardı, sonra insan yaratıldı ve ona Kur’ân beyan edildi.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/01/2008 | Kur’ân hem çok açık, hem çok derin...
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/01/2008 | Hayy-ı Kayyûm ism-i azamının hayatımızın merkezine yerleşmesi gerekiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/01/2008 | Sırr-ı kayyumiyet ancak şuunat hakikati ile çözülür.
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/01/2008 | “Nur olan bütün sıfatıyla, nuranî olan bütün esmasıyla...” Demek ki, isim sıfattan besleniyor!
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/01/2008 | Kâinatta önce temizliği görüyoruz, sonra tathir (temizleme) fiilini, sonra Mutahhir ismini, sonra da o Mutahhir’in zâtında noksanlardan münezzeh, pak olduğunu, yani Kuddûs ismini...
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/01/2008 | Dikkat edilmezse, bazı isimler bazı isimlere perde olabilir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/01/2008 | Bu dünyada Vehhâb ismi Deyyân burcunda tulû eder.[4] Allah hayatı bize borç verir, ölümle geri alır. Ahirette ise Deyyân ismi Vehhab burcunda tulû eder. Allah yine hayat verir, ama bu kez hibe ederek; asla geri almadan…
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/01/2008 | Allah’ım! Celâlî isimlerinin gadabından cemalî isimlerine sığınıyorum.
–Metin Karabaşoğlu |
| 31/12/2007 | Muhabbet cemale bakıyor, hayret celâle.
–Metin Karabaşoğlu |
| 30/12/2007 | Mevcudat aynasında emal ve celâl gelip gidiyor zannediyoruz. Halbuki ayine olan mevcudat gelip gidiyor. Değişen mevcudat aynasında hiç değişmeyen bir celal ve cemal hakikati görünüyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/12/2007 | Yaratılışı yalnız inşa suretinde kavrayan birinin Kadîr ismini anlamasıyla, inşa ve ibdayı beraberce kavrayan birisinin Kadîr ismini anlaması farklı olur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/12/2007 | Sâni’-i Kadîr ifadesine dikkat! Cüz’iyatı külliyat kadar sanatlı halkeder (Sâni’). Külliyatı cüz’iyat kadar kolay icad eder (Kadîr).
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/12/2007 | Allah’ı Kadîr-i Mutlak olarak tanımak için, aciz-i mutlak olduğumun farkına varmam gerekiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/12/2007 | Allah Samed’dir: biz ise fakîr. Fakîr ki, ‘herşeye muhtaç olan, hçbir şey ona muhtaç olmayan’ anlamına gelmektedir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/12/2007 | Samed: Herşey O’na muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç olmayan.
–Metin Karabaşoğlu |
| 24/12/2007 | Kabirde “Men rabbuke?” (Rabbin kim?) diye soracak melekler—“Men ilâhuke?” diye değil. Şu hayatta birçok şeyi erbab olarak tanıma tehlikesi var. “İlahım Allah’tır” diyebiliriz. Ama “Rabbim, yani beni ve benimle ilgili herşeyi terbiye ve idare eden Allah’tır” demek daha derin ve daha özel bir çaba istiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 23/12/2007 | Kur’ân’da Allah ‘Biz’ derken rububiyet makamında, ‘Ben’ derken uluhiyet makamında konuşuyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 22/12/2007 | Uluhiyet; Zât’a bakar, onda derece yoktur. Rububiyet mahlukata bakar, dereceli gözükür. Adım adım, rububiyet burcuna çıkıp ulûhiyeti kav insanın nazarı ihata edemez,derece derece çalışır, mertebe yükselir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/12/2007 | Ulûhiyet rububiyet burcunda tulû eder. Rububiyet burcuna çıktığımızda, ufkumuzu uluhiyet kaplar.
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/12/2007 | Ulûhiyet Allah’ın Zâtına bakar, rububiyet fiillerine.
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/12/2007 | Ferd: Özellikleri bölünemez olan. özellikleri başkasına verilemeyen.
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/12/2007 | İsm-i Ferd cüzleri ayırmıyor, cüzleri birleştiriyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 17/12/2007 | İnsan ehadiyetle derinleştiğinde, hangi denizde yüzdüğünü unutmadan derinleşiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 16/12/2007 | Nasıl Vahid Ehad’i gösteriyorsa, Ehad da bize Samed’i göstermeli.
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/12/2007 | Ehadiyet: “Bu bardağı yaratan kâinatı yaratandır.”
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/12/2007 | Vahidiyet bütün kâinattan zerreye doğru yolculuk yaptırır; Ehadiyet zerreden kâinata götürür.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/12/2007 | Vahid ismi küll’e, Ehad ismi küllî’ye bakıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/12/2007 | Vahidiyet: “Allah herşeyin Hâlikıdır.”
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/12/2007 | Koyunların birbirine benzerliği vahidiyet sırrından; birbirinden farklılığı ise ehadiyet sırrından.. Koyunlar, tür olarak bakılınca, vahidiyete işaret ederler. Tek tek bakılınca, ehadiyeti ilan ederler.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/12/2007 | Sırr-ı ehadiyet herşeyi küllîleştiriyor. Hiçbir şeyi şuur harici bırakmıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/12/2007 | Hakikat Hak isminin cilvesidir. Hakikat tektir; ama vecihleri çoktur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/12/2007 | Çay olduğu için çaycı var değil; çaycı olduğu için çay var. Aynen onun gibi, rızıklar var olduğu için Rezzak var değil, Rezzak var olduğu için rızık var.
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/12/2007 | Râzıkı rızık veren Rezzak [sürekli ızık veren, rızık vericiliği daimî olan] olarak tanırsan,[3] rızık endişesi taşımazsın artık. Ama yalnızca Râzık olarak bilirsek, rızık vermede kesintiler akla gelebilir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/12/2007 | Ne ile uğraşıyorsak, onu en iyi şekilde yapmalı. Nâzım-ı Mutlak’a, Kâmil-i Mutlak’a düzgün bir ayna olmalı.
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/12/2007 | Diğer insanların kusurlarını örterek Settar ismini cilvelendirmemiz lâzım.
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/12/2007 | “Tahallakû bi ahlâkillah: Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanın!” buyuruyor Peygamber. O halde, Rabbimiz Kerîm olduğuna göre, kerem ile vasıflanmalı; Muhsin olduğuna göre, ihsan ile... Rabbimiz Zülcemal olduğuna göre, kul pasaklı olmamalı. Rabbimiz Zülkemal olduğuna göre, kul herşeyi elinden gelen en mükemmel şekilde yapmaya çalışmalı.
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/12/2007 | Her ismin bir edebi var. O edebe uygun davranmalı.
–Metin Karabaşoğlu |
| 30/11/2007 | Allah’ın güzel isimlerinin Kur’ân’da kaç kez geçtiğini saymış bir mü’min. Çıkan rakam, 11200. Yani, her sayfada yirmiye yakın esma-i hüsna zikrediliyor…
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/11/2007 | Zâtî isimler fiilî isimleri kuşatır. Fiilî isimler zâtî isimleri gerektirir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/11/2007 | Ehad öyle bir isim ki, içinde bütün isimleri barındırıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/11/2007 | Bütün bilme çabamız esma-i ilahiyeye ulaşsın ki, yolculuk tamam olsun.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/11/2007 | Bayezid-i Bistâmî’ye sormuşlar: “İsm-i Azam nedir?” O da, ‘ihlas’ demiş. Anlaşılan o ki, İsm-i Azam’ı derketmek için, esmâ, şuunat ve sıfatı O’na teslim edeceksin—muhlis olacaksın yani...
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/11/2007 | Nefsi öldürerek ism-i azamı derketmek zordur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 24/11/2007 | İsm-i Azam sırrına mazhariyet, bütün esmayı kavramakla gerçekleşir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 23/11/2007 | Bir isim içinde diğer isimleri de gösterir hale gelmişse, o isim bizim İsm-i Azam’ımızdır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 22/11/2007 | Cüz’î irade sahibi olduğumuz için meşveretle emrolunmuşuz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/11/2007 | Cüz’î irade demek, bir asla tâbi demektir. Cüz’î irademizin varlığı, Allah’ın küllî iradesinin varlığına bağlıdır; kendi başına bir vücudu yoktur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/11/2007 | Zâttaki kudret, âfakî âlemde kuvvet olarat tezahür eder.
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/11/2007 | Âfâkî âlemde ihtiyarı görür, iradeyi anlarız. Kuvveti görür, kudreti anlarız.
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/11/2007 | İmam-ı Mübîn mazi ve müstakbeli içine alıyor. Kitab-ı Mübîn ise ân’a bakıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 15/11/2007 | İlm-i ezelînin tecellisi: “Çalışmayan, sınıfta bırakılır.”
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/11/2007 | “Şu depremden şu hikmeti keşfettim” diyebiliriz. “Allah şu hikmetten dolayı şu depremi yapıyor” diyemeyiz. O, dilediğini yapar.
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/11/2007 | Hikmeti illet yerine koyup belirleyici kıldığımızda, aslında aklımızı öne koymuş oluyoruz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/11/2007 | Mu’tezile Allah hasen olduğu için emretmiş, kubuh olduğu için nehyetmiştir, der. Doğrusu şöyle olmalı: Birşey Allah emrettiği için hasendir, nehyettiği için kubuhtur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/11/2007 | Allah iradesi ile tercih eder, Hakîm olarak yaratır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/11/2007 | Her tercihe bir müreccih ararsak, irade-i ilâhiyeyi ortadan kaldırırız.
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/11/2007 | Allah tercih ederken müreccihsiz, yani tercih için zorunlu bir sebep olmaksızın tercih eder. Ama biz kullar, o tercihte bir hikmet ararız. O herşeyi hikmetle yaratır, ama yaratmasında bir müreccihe mahkum değildir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/11/2007 | Şeytan, Allah’ın iradesini mutlak görmediğinden, birşeyi o şeydeki bir üstünlük sebebiyle Allah tercih etmeli diye düşünür.
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/11/2007 | Ehl-i Sünnet Cenab-ı Hakkın yazdığı senaryoyu anlamaya çalışıyor. Cebriye ve Mu’tezile ise birbirinin zıddı senaryolar yazıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/11/2007 | Geleceğe dönük olarak “Muhakkak bu böyle olur” demek kula yakışmaz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/11/2007 | Faâlun limâ yürîd sırrını reddeder tarzda, Allah’ı ‘mucib-i bizzat,’ yani eli mahkum, kendi kendisinin mahkumu göremeyiz. Şu dünyada kullar sadece kesb ile birşey elde edilmez; vehb ile gönderilir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/11/2007 | “Allah’ın yarattığı işte bir hayır vardır” diyoruz; doğru. Ancak, Allah’ın bir işi biz istediğimiz halde yaratmayışında da hayır görmeli. O’nun birşeyi yaratmayışında da hayır vardır!
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/11/2007 | Allah başkasına zenginlik veriyor da, bize birşey vermiyor değil. Bize de fakirlik veriyor! Zenginlik de, fakirlik de Allah vergisi...
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/11/2007 | Tekerlek icad edilmedi; ikram edildi bize…
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/11/2007 | Hidayete yürümek kuldan, hidayet Allah’tan...
–Metin Karabaşoğlu |
| 31/10/2007 | Cehenneme gideriz, cennete götürülürüz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 30/10/2007 | Ya şerri tercih ederiz, ya bize hayır tercih ettirilir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/10/2007 | Acıma duygusu Allah’tan, acımamak benden!
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/10/2007 | Allah’ın el’an yaşatıyor olduğu şartlara razı olmak lâzım. Allah’ın vermediği imkânı, hâşâ, biz yaratmaya kalkışıyoruz. “Ben ille de şunu isterim ve şimdi isterim” gibi tavırlarımızın arkasında, bulunduğumuz şarta isyan var.
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/10/2007 | Rahmeti göremediğimiz yerde kaderden şikayete başlarız.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/10/2007 | Kadere itirazın kaynağı: olanlar ile istediklerimiz arasındaki farkı kabullenememek.
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/10/2007 | Kaderin mahkumu değil, nefsin mahkumuyuz. Güzel bir iş yaptığımızda da, ‘kaderin mahkumuyum’ diyor muyuz?
–Metin Karabaşoğlu |
| 24/10/2007 | Genelde, düşen insanlar kaderden şikayet ediyor. Hapse düşen pekâlâ ‘kader mahkumu’ oluyor da, zengin birinin de ‘kader mahkumu’ olduğu düşünülmüyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 23/10/2007 | Seyyieyi kadere vermek, nefsin desisesidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 22/10/2007 | Sevimli şeyleri de kadere verebilmeyi başardığımızda, kaderi sevmeye başlarız.
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/10/2007 | Ne hikmetse, kaderi yalnız musibetlerde hatırlıyoruz!
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/10/2007 | Nefis, “Senin gibi istiğfar eden var mı?” diye de yaklaşabilir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/10/2007 | İman dairesinde olan kişi asla firavun olmaz. Olsa olsa nefsinin firavunluğundan söz edilebilir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/10/2007 | Bazıları hatasından dolayı istiğfar ediyor; bazıları ise, yeterince ibadet ve tesbihat yapamadığı için...
–Metin Karabaşoğlu |
| 17/10/2007 | Sadi-i Şirazî’ye atfen duymuştum: “Bazı insanlar yaptıkları için, bazıları da yapamadıkları için tevbe ederler!”
–Metin Karabaşoğlu |
| 16/10/2007 | Sahabe cehennemde ısrar etmezdi. Hemen tevbe ve istiğfar ederdi!
–Metin Karabaşoğlu |
| 15/10/2007 | Peygamber vaki olan kusurlarını düzeltiyor; olması muhtemel kusurları için ise istiğfar ediyordu...
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/10/2007 | Kusurumdan dolayı mı pişman oluyorum, kusurumdan dolayı istiaze etmemekten mi?
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/10/2007 | Rasyonalize etmek, istiğfar etmemektir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/10/2007 | Günah işlemek değil, istiğfar etmemek küfre götürüyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/10/2007 | “Her günahta küfre giden bir yol vardır” diyor Hz. Peygamber. Günahın kendisi küfre götürmüyor; günahından dolayı istiazesizlik ve istiğfarsızlık küfre götürüyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/10/2007 | Hatasını kabul etmemek, hata yapmaktan daha büyük bir hatadır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/10/2007 | Mü’minle münafığı ayıran en önemli özellik, istiğfardır. Münafık istiğfar etmez.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/10/2007 | Günahların devamında, istiğfarın devam etmesi önemli. O fiilin devam etmesine değil, istiğfarın devam edip etmemesine bakmalı.
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/10/2007 | Kusurdan kurtulmalıyım diye davranışları hedef almak uzun yol. Ben bu kusuru yapmamalıyım değil. Kusura düştüğüm yerde, Allah’a istiğfar ve duaya devam etmeliyim.
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/10/2007 | İç dünyamızdaki muhasebelerimizde ümitsizlik üretmemeli, pozitif enerji üretmeli. Meselâ: “Ben müsrifim” değil, “İsraftan kurtulmaya çalışmam lazım.” “Bazan namazları kaçırıyorum” değil, “Namazları kaçırmamaya çalışacağım.”
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/10/2007 | Madem ki Allah Gafûr’dur, O’na iltica etmeli. Kâfirin yanlışında, Gafûr’a teslim olmama hali de var.
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/10/2007 | Cenab-ı Hak Gafûr olduğunu Kur’ân’ıyla ve Peygamberiyle bize bildirdiğine göre, bir günahımız olduğunda O’na iltica etmekten çekinmemeliyiz. Bazan kendimizi affedemediğimiz şeyde bile O’na iltica etmeliyiz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/10/2007 | Şeytan mü’mine çelme takarak amel ile iman arasında deterministik bir bağ kurdurur. “Sen mü’minsin bunu nasıl yaparsın?” diyerek imanından şüpheye düşürür. Amelî zaaflardan hareketle imana dair ümitsizlik telkin eder.
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/10/2007 | Günahla kilitlenen sistemimizi istiğfar ile reset’liyoruz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/10/2007 | Günahkâr insan duvara tırmanmaya çalışan karınca gibi hareket edebilmeli. Kurtulmak için defalarca çabalamalı. İstiğfar edebilmeli.
–Metin Karabaşoğlu |
| 30/09/2007 | İstiğfar, nefse karşı alınmış bir tavırdır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/09/2007 | Önemli olan, hatasızlık değil, istiğfardır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/09/2007 | İstiğfardan, kulluktan kaçmamalı. “Ben bu kusuru nasıl yaparım?” dememeli. İnsan basit kusurlar bile yapabilir. Kusur işleyebilme potansiyeline sahibiz. O yüzden, devamlı istiğfar etmeliyiz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/09/2007 | “İstiğfar ediyor, öyleyse bir kusur işlemiş” dememeli. İstiğfar, kulluğun gereğidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/09/2007 | İstiğfar imanın cüz’üdür ama, günah küfrün bir cüz’ü değildir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/09/2007 | İmtihanı ‘kaybetmiş’ olabiliriz, ama bu kez ‘iltica’ kapısı açılıyor. Kaybetmek yok esasında!
–Metin Karabaşoğlu |
| 24/09/2007 | Dua, abd olduğumuzu kabul edişimizin nişanesidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 23/09/2007 | Rabbimizi ne kadar tanıdığımızın göstergesi, ettiğimiz duadır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 22/09/2007 | İnsan, duası kadar kuldur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/09/2007 | Ehadiyet dönemecinden geçtikten sonradır ki, gaibâne ubudiyetten hâzırâne ubudiyete geçilebilir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/09/2007 | İnfak için, ‘razaknâküm’ü[2] bilmek lâzım. Allah yolunda harcamak, “Bu Allah’tandır” demenin teyididir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/09/2007 | Zekat insanın içinin tezkiyesidir. Vermeye bizim ihtiyacımız var. Aldığımız herşeyi Allah’tan aldığımızın şuurunda olup olmadığımızın teyididir zekat.
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/09/2007 | Kırkta kırkı Allah’a vermeli ki, kırkta biri yoksula verebilelim.
–Metin Karabaşoğlu |
| 17/09/2007 | Zekat emri sayesinde Allah’ın ‘Mâlikü’l-Mülk’ ismi üzerine ihtisas yapıyoruz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 16/09/2007 | “Oruç, kolaylıktır” buyuruyor Peygamber. Doğrudur; oruç olmasa, Zât-ı Zülcelâl’e kurbiyeti zor başarırdık!
–Metin Karabaşoğlu |
| 15/09/2007 | Fenzur ilâ âsâri rahmetillah![1] Demek ki, çiçeğe bakmak da Allah’ın emri; çiçeğe bakmak da kulluk gereği...
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/09/2007 | İbadet belki yalnız bir saat sürer; ama ubudiyet yirmidört saat boyu...
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/09/2007 | Namaza ayıracağımız vakti toplasak bir saat, yaysak yirmidört saat sürer.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/09/2007 | Aczimizi her an farkediyorsak, her an rükû halindeyiz demektir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/09/2007 | Namazın kıymetini bilip kılmamak, definecinin hazinenin yerini bulduğu halde onu çıkarmadan çekip gitmesi gibidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/09/2007 | Bütün hayatımın amacı, şu anın namazını kılmak...
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/09/2007 | Namaz için “iki gözümün nuru” diyor Hz. Peygamber. O halde, namazsızlık iki gözün körlüğüdür.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/09/2007 | Gerçek uyku hali, namaz hakikatindan gafil olma halidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/09/2007 | Namaz kılmazsan, hikmet-i âleme haksızlık etmiş olursun.
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/09/2007 | Kâinat insan için, insan ise namaz için yaratılmış.
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/09/2007 | Hamd kavramını biz üretmedik; hamdedecek bir fıtratta yaratılmışız zaten. O yüzden, hamd edebilmeyi bize nasip ettiği için de Allah’a hamd etmeliyiz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/09/2007 | Her yeni ism-i ilâhînin dünyamıza girmesiyle, ubudiyet miracında bir basamak daha çıkmış oluruz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/09/2007 | Ubudiyet, şu perdeli diyarda Cenab-ı Hakka perdesiz muhatabiyettir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/09/2007 | Rububiyet sırrının bende tezahür etmesi için ubudiyetle kendimi Rububiyete rabtediyorum.
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/09/2007 | Kabiliyet ve duygular ubudiyette kullanılmazsa ‘stok maliyeti’ husule gelir, nefis muhasebesi yaparken insanı rahatsız eder.
–Metin Karabaşoğlu |
| 31/08/2007 | Tiyatroda görevli birisi vazifesine gelmese, bütün ekibin çalışması meyvesiz kalır, zulüm olur. Aynen bunun gibi, ubudiyet ve hamd vazifesini yapmayan bir insan, bütün bir kâinata karşı büyük bir zulüm yapmış oluyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 30/08/2007 | Kâinat hayat için, hayat insan için, insan ubudiyet için çalıştırılıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/08/2007 | Allah insanı Kendisine ibadet için, eşyayı da insan için yaratmış. O’nun için olanı, bizim için olana feda etmemeli...
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/08/2007 | İmanın kuvvetli olması şeytanın desiselerini hafifletmez.
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/08/2007 | Zât-ı Akdes fikrine ulaşınca, panteistlik çöker. Zira, ‘Zât-ı Akdes,’ Allah’ın Zâtının bizim tasavvurumuzdaki tasvirlerden münezzeh olduğunun ifadesidir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/08/2007 | Zât’a gitmeyen her fikir eksiktir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/08/2007 | Kasdı görmeden Kâsıd görünmez.
–Metin Karabaşoğlu |
| 22/08/2007 | Küfür ehli diyor ki: “Ahiret gerçekten var mı bilmiyoruz. Ölüp de geleni görmedik.”
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/08/2007 | Çokları, mü’min olursam şu lezzetlerden mahrum kalacağım korkusuyla mü’min olamıyor. Mü’min olamadığı için de, imanın içindeki benzersiz lezzetleri bir türlü tadamıyor!
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/08/2007 | Nefis ve şeytan, mucib-i bizzat olan, Kendisine ubudiyet borcumuzun olmadığı bir Allah’a razıdır. Nefis ‘hizmetçi Tanrı’ arıyor, hükmeden bir Rabbin varlığını hazmedemiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/08/2007 | Ehl-i küfrün derdi uluhiyeti inkâr değil; Allah’ın ulûhiyetini inkâr...
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/08/2007 | Eşkiya sultanı bilir, ama hakimiyetini tanımak istemez. Aynı şekilde, kâfir Allah’ı bilir, ama varlığını kabul etmek istemez.
–Metin Karabaşoğlu |
| 17/08/2007 | İman kesreti kevsere dönüştürür.
–Metin Karabaşoğlu |
| 16/08/2007 | “Eşhedü,” âfâktaki gerçeğin benim iç âlemimin gerçeği haline gelmesinin ifadesidir. Şahit olunca, gerçeğin seyircisi olmaktan çıkıyorsun, gerçeğin içine girmiş oluyorsun.
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/08/2007 | “Lâ ilâhe illallah:” Tevhid hakikatini gözlemliyorsun.
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/08/2007 | Padişaha muhatap olan, kapıcısının iltifatına ihtiyaç duymaz. Esbab kapıcısına dikkat etmeliyiz. Allah’ın huzurunda olduğumuzun idrakinde olamadığımız için esbab kapıcısının iltifatına tenezzül ediyoruz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/08/2007 | İman ibadeti getiriyor, ibadet imanı besliyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/08/2007 | İman ilimle gelmiyor, niyetle geliyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/08/2007 | İmanımız marifetimiz derecesindedir; ubudiyetimiz, muhabbetimiz derecesinde...
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/08/2007 | “Ne kadar fen bilirsen imanın artar.”
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/08/2007 | Şirk göz göre göre gelmez; gizlice gelir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/08/2007 | İman tasdiktir; küfür ise önkabul...
–Metin Karabaşoğlu |
| 04/08/2007 | Küfür yakîne dayanmaz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 03/08/2007 | Yerleşmiş hakikati hiçbir şüphe sökemez.
–Metin Karabaşoğlu |
| 02/08/2007 | İleriye dönük ümidi kalmayan anlık hazlar peşine düşüyor. O yüzden, insanların ümitleriyle oynamamak gerekiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 01/08/2007 | İlerleme, kemale erme ümidi kalmadığında, insanlar sefihleşiyor. Sefahete karşı, ümitleri canlı tutmak gerekiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 31/07/2007 | Ümit varsa, daha affedici olunur. Yeis varsa, daha acımasız olunur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 30/07/2007 | Olayların gidişini kendilerince determine edip ümitsizlik üretenler, dışarıya söyleyecekleri fazla sözü olmayanlardır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 29/07/2007 | Olumsuz anlamda “Ben hep böyleyim” demek gaflet ifadesidir. Böyle diyerek, tefekkürle geçen anlarımı, dua ve ibadetle geçen anlarımı görmezden gelmiş; kalb ve ruhumu ise itham etmiş oluyorum.
–Metin Karabaşoğlu |
| 28/07/2007 | Havf hali ye’se; korku ümitsizliğe dönüşmemeli.
–Metin Karabaşoğlu |
| 27/07/2007 | Şeytan bizi ümitsizlikle vurmak istiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 26/07/2007 | Şeytan insana ikili oynar. Önce olumsuz şeyler tahayyül ettirir. Sonra tahayyülünü insana tasdik gibi gösterip ye’se düşürür.
–Metin Karabaşoğlu |
| 25/07/2007 | Bazı hatalarımız şefkatte ifrattan kaynaklanıyor olabilir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 24/07/2007 | Lokantada biftek yerken tefekkür ettiğini düşünen kişi, çok geri bir tefekkür ettiğinin farkında mı? Muhtaçları düşündüğünde, telezzüz insana lezzet değil, acı veriyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 23/07/2007 | Zorluğu paylaşmak şefkatte zenginlik getirir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 22/07/2007 | Şefkat empati kazandırır; insanı ilmelyakînden aynelyakîne çıkarır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 21/07/2007 | Su yumuşaktır, ihata eder; taş katıdır, ihata edemez.
–Metin Karabaşoğlu |
| 20/07/2007 | Şefkat olmazsa açılım olmaz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 19/07/2007 | Şefkati geniş olmayanın imanı inkişaf etmiyor. Şefkati geniş olan acz ve fakrını anlar, tefekkürü genişler. Ki, ubudiyetin şümullü olması için, insanın çevresiyle ve kâinatla ilgili olması gerekiyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 18/07/2007 | Şefkatsiz bir insandan taakkul çıkar, tefekkür çıkmaz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 17/07/2007 | Teori uygulamaya taşınmalı, ama şefkatle...
–Metin Karabaşoğlu |
| 16/07/2007 | Şeytan nefse, nefis hayale üflüyor. Ardından, şeytan nefisten gelen hayali irdelemeye başlıyor ve insanın kendi başına tahayyül etmediği şeyi bizatihî insandan sudur etmiş gibi telkin ediyor. Böylece vesveseye ve ümitsizliğe düşürüyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 15/07/2007 | Küfür sınır tanımaz, çünkü nefis sınır tanımaz.
–Metin Karabaşoğlu |
| 14/07/2007 | Nefsin kuralı yoktur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 13/07/2007 | Nefis günahları sahiplenmeyerek Cebriye, iyilikleri sahiplenerek Mu’tezile rolünü oynuyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 12/07/2007 | Günlük hayatımda meşveret etmiyorsam, ya kendi nefsimi, ya başkasının nefsini putlaştırıyorum demektir.
–Metin Karabaşoğlu |
| 11/07/2007 | Akıllar istişare eder, nefisler etmez. Her nefis kendi yolunda yuvarlanır.
–Metin Karabaşoğlu |
| 10/07/2007 | Nefis cimridir. O yüzden Kur’ân’da çok sık ‘infak edin!’ ikazı var. Cimrilikte rahmet-i ilâhiyeye güvensizlik hali sözkonusudur.
–Metin Karabaşoğlu |
| 09/07/2007 | Nefis miyoptur, uzağı görmez. Hayal hipermetroptur, yakını görmez.
–Metin Karabaşoğlu |
| 08/07/2007 | Nefis miyoptur; uzağı görmez, ahireti düşünmez.
–Metin Karabaşoğlu |
| 07/07/2007 | Nefis şimdiki zamandan mal kaçırıyor.
–Metin Karabaşoğlu |
| 06/07/2007 | Nefis haramlarda aceleci, hayırlarda ertelemeci...
–Metin Karabaşoğlu |
| 05/07/2007 | Nefis neticeyi hemen almak ister.
|