karakalem 1111







“Hırs, “O şeyi ben onu elde edebilirim ve etmeliyim” demektir.”

–Metin Karabaşoğlu

Kullanıcı 
Şifre
 

 

 15/05/2008Hırs, “O şeyi ben onu elde edebilirim ve etmeliyim” demektir.

–Metin Karabaşoğlu

 13/05/2008Cehalet: Bilmiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 12/05/2008Avâm ile avâmperest farklıdır.

–Metin Karabaşoğlu

 11/05/2008‘Sahabe’ kelimesi ‘sohbet’le aynı kökten geliyor. O halde, hakikat yolunda ‘sohbet edenler’in ‘sahabe mesleği’ sırrından hissesi var. Ya hakikat yolunda münakaşa edenlerin?

–Metin Karabaşoğlu

 10/05/2008Cemaat, tek-tiplerin değil, birbirine yardım eden farklıların bütünleşmesidir.

–Metin Karabaşoğlu

 09/05/2008Soğuktan korunmak önemlidir; ama “Soğuktan korunmak sıcağın kendisidir” denilemez.

–Metin Karabaşoğlu

 08/05/2008Münacat, bilinen bir Rabbe ilticayı anlatıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 07/05/2008Mü’minin âdetullah dediğine, kâfir esbab der.

–Metin Karabaşoğlu

 06/05/2008Allah’ın uluhiyetini kâinatta kendini gösteren rububiyetiyle kavradığımız gibi, O’nun kibriyasını kâinat aynasında kendini gösteren azametiyle kavrıyoruz.

–Metin Karabaşoğlu

 05/05/2008Nimet = mal + ikramı bilmek + Mün’imi tanımak + bunun bir nümune olduğunu bilip asıllarını düşünmek...

–Metin Karabaşoğlu

 04/05/2008Aynı şey mü’min için nimet oluyor, münkir için yalnızca mal...

–Metin Karabaşoğlu

 03/05/2008Meal: Kur’ân denizinden kendi tasımızla aldığımız…

–Metin Karabaşoğlu

 02/05/2008Tefsir: Kur’ân’ın beyanına, Kur’ân’ın emrettiği tarzda bakmak…

–Metin Karabaşoğlu

 01/05/2008Her gün ekmek yemek: ünsiyet. Her gün baklava yemek: ülfet.

–Metin Karabaşoğlu

 30/04/2008Kün emri, bütün oluşları, bütün tecelliyat-ı esmayı içerir.

–Metin Karabaşoğlu

 29/04/2008Yapraksız ağaç fert değil, mürekkepsiz kalem ferd değil... En küçük de olsa bir bütünlük varsa ferdiyet var.

–Metin Karabaşoğlu

 28/04/2008Ferd: Küllün özelliklerini taşıyan cüz’dür. Meselâ DNA cüz’dür, ama ferddir. İnsan vücudunun bütün özellikleri onda vardır.

–Metin Karabaşoğlu

 27/04/2008Küllî’yi küllî yapan küll’e olan intisabıdır.

–Metin Karabaşoğlu

 26/04/2008Dişli, makinenin içinde küllîdir; ayrılırsa cüz’î olur.

–Metin Karabaşoğlu

 25/04/2008Küllî, kendisi cüz olduğu halde küll’ü tarif edebilendir—ağaç için tohum gibi...

–Metin Karabaşoğlu

 24/04/2008Tecelli ile cilve, akisle in’ikas arasında ince bir fark var. Ziya ile nur arasındaki fark gibi…

–Metin Karabaşoğlu

 23/04/2008Secde, “Kendimi abd olarak, Seni Rab olarak tanıyorum” demektir.

–Metin Karabaşoğlu

 21/04/2008Münker: fıtratın hoş görmediği şey.

–Metin Karabaşoğlu

 20/04/2008“Hakikatin keşfi, hakkın şuhudu...” Buna göre, şuunat tadılır. Sende bir karşılığı varsa hissedersin.

–Metin Karabaşoğlu

 19/04/2008“Niye?” hikmet sorusudur. Hikmetin zıddı, abesiyet...

–Metin Karabaşoğlu

 18/04/2008Hikmet, malumatla ilim arasında bir köprüdür.

–Metin Karabaşoğlu

 17/04/2008Hakikat haktan sâdır oluyor; hikmet ilimden...

–Metin Karabaşoğlu

 16/04/2008Bu zamanın bir hatası, zihin ve zeka ile aklı aynı görmeleri. Zihin ve zekâ aklın âletidirler yalnızca. Akıl ise, âlem-i mülkten melekûta ulaşma vasfını haiz...

–Metin Karabaşoğlu

 15/04/2008İmanın zıddı küfür; ubudiyetin zıddı zulüm...

–Metin Karabaşoğlu

 14/04/2008İbadet adalettir; Rabbimizin verdiği nimetlere şükür ve ibadetle karşılık vermiş oluyoruz… İbadet etmemek zulümdür.

–Metin Karabaşoğlu

 13/04/2008Said Nursî’nin papağanı değil, nümunesi olmalıyız. Her birimiz bir Said hükmünde olabilmeliyiz.

–Metin Karabaşoğlu

 12/04/2008Bediüzzaman insanları kendi seviyesinde değil, muhatapların kendi seviyesinde değerlendiriyor. Bizler ise severken de abartıyoruz, kızarken de...

–Metin Karabaşoğlu

 11/04/2008Bid’atu’z-zaman olarak görülmeyi göze almadan Bediuzzaman olunmuyor!

–Metin Karabaşoğlu

 10/04/2008Said Nursî’nin her hapisten elinde yeni bir risale ile çıktığını görüyoruz.

–Metin Karabaşoğlu

 09/04/2008Bediüzzaman “Ben kaderin mahkumuyum” diyor. Hep ‘kaderin mahkumu’ olabilen bir kimseyi başka kimseler asla mahkum edemezler.

–Metin Karabaşoğlu

 08/04/2008Zihninde Abdülhamid’i aşamayan Said Nursî’yi, Osmanlıyı aşamayan Risale-i Nur’u gereğince anlayamaz.

–Metin Karabaşoğlu

 07/04/2008Bediüzzaman’ın teslim olmaması ekonomik açıdan bağımsız olmasıyla ilgilidir; ekonomik özgürlüğü ise israftan uzak olmasıyla...

–Metin Karabaşoğlu

 06/04/2008Bediüzzaman Hz. Ebu Zer yalnızlığını değil, Hz. Ali yalnızlığını örnek aldı. Ebu Zer hal-i âleme küskün; Hz. Ali küsmüyor.

–Metin Karabaşoğlu

 05/04/2008İmam-ı Gazalî’ye ‘hüccetü’l-islâm’ denildiği gibi, Bediüzzaman için ‘hüccetü’l-iman’ demek pekâlâ mümkündür.

–Metin Karabaşoğlu

 04/04/2008Said Nursî sadece hikmet kılıcıyla hak ile bâtılı ayırmakla yetinmiş olsaydı, muvaffak olamazdı. Şefkat gerek!

–Metin Karabaşoğlu

 03/04/2008Bediüzzaman aklına geleni yazmıyor. Aklına gelen kalbine indiğinde yazıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 02/04/2008Risale eğer tam kavramlarıyla açılsa idi, 80 cilt olması gerekirdi. Bediüzzaman’ın ömrü yazmaya, bizim sabrımız okumaya yetmezdi.

–Metin Karabaşoğlu

 01/04/2008Muhteva yoğun ise, bazı kavramları kapalı bırakmak gerekiyor. Kavramların mânâsı her defasında açıklansa, tariften asıl konuya geçilemeyebilir, ya da tarifler arasında anlam kaybolabilirdi..

–Metin Karabaşoğlu

 31/03/2008Ağlamak, içteki hissiyatın dışa taşmasıdır. Risale’nin birçok yerinde ağlama tabloları görürüz. Risale’de ağlamak var, ama ağlatmak yok...

–Metin Karabaşoğlu

 30/03/2008Cadde-i kübra-yı Kur’âniyeyi patika haline getirmişiz.

–Metin Karabaşoğlu

 29/03/2008Risale-i Nur insanı hatasızlaştırmıyor, ama gönül rahatlığıyla günah işleyemez hale getiriyor.

–Metin Karabaşoğlu

 28/03/2008Risale-i Nur insanları amel-i salih ölçüsüyle değil, takva ölçüsüyle tartıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 27/03/2008Kimisi hoş işler yapmadığı için, ışıktan rahatsız olur. Kimisi ışığı tembelliğinden dolayı yakmaz. Biri gelir ışığı yakar, hoş işler yapmayanlar hariç, herkes istifade eder. İşte Risale’de ışığı yakma talimi var.

–Metin Karabaşoğlu

 26/03/2008Risale amiyâne tevdihi yıkıp yerine tevhid-i hakikîyi yerleştiriyor değil. Yıkmadan yapıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 25/03/2008Risale-i Nur’da ölçüsüz bir merhamet de yok, keskin bir dışlama da...

–Metin Karabaşoğlu

 24/03/2008Risale-i Nur’un belli bir kalıba sokulamaması, onun başarısıdır.

–Metin Karabaşoğlu

 23/03/2008Risale-i Nur yaratılış bahsinde ‘geçmiş’i anlatmıyor. Şu andan bahsediyor. Ezel ve Ebed Sultanını ‘şu an’dan hareketle tanıtıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 22/03/2008İnsan Risale-i Nur’a, tabir yerindeyse, göbek bağıyla bağlanmalı. Her bir risale, her okuyuşta yeni şeyler vermeli; insanı beslemeli.

–Metin Karabaşoğlu

 21/03/2008Risale-i Nur’u açık yürekle okumalı...

–Metin Karabaşoğlu

 20/03/2008Risale insanı mürid yapmaz, asfiyâ yapar.

–Metin Karabaşoğlu

 19/03/2008Risale’yi şahsî terakki için okuyan, asfiyâ olamaz.

–Metin Karabaşoğlu

 18/03/2008Risale-i Nur ‘ferdiyet’ cilvesine mahzar. Sair şeylerden kopuk bir cüz gibi algılanan birşeyin, bir bütünün parçaları olduğunu öğretiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 17/03/2008Her risalenin bir sistem var, o kalıbı çözebilmek gerek.

–Metin Karabaşoğlu

 16/03/2008Risale’nin metodu kavranılmayınca, bütünlüğü de kavranılamaz.

–Metin Karabaşoğlu

 15/03/2008Gerçekte, henüz Risale-i Nur’u bir bütün olarak anlamanın tarih-öncesini yaşıyoruz.

–Metin Karabaşoğlu

 14/03/2008Risale’ye usûl kitabı olarak bakmalıyız; sonuç kitabı olarak değil. Sonuç kitabı olarak algılanırsa, taklitçilik ve tekrarcılık zuhur eder.

–Metin Karabaşoğlu

 13/03/2008Bir sanatkârın külçe altını alıp değişik eserler üretmesi misali, bizim de Risale kaynağından beslenip birşeyler ortaya koymamız gerek.

–Metin Karabaşoğlu

 12/03/2008Risale-i Nur tohumu aslında her okuyanda var. Ancak, o tohumdan fide yetiştirmek ayrı bir sanat...

–Metin Karabaşoğlu

 11/03/2008Risale-i Nur açık bir metindir. Telifi, şerhler suretinde devam edecektir.

–Metin Karabaşoğlu

 10/03/2008Risale’nin ne dediğine çalışmak yetmez; nasıl dediğine çalışmalı… Meselâ, İsrâ sûresindeki o büyük âyetten aldığı dersle Âyetü’l-Kübra Risalesi’ni nasıl yazmış Bediüzzaman?

–Metin Karabaşoğlu

 09/03/2008Risaleler akla geldiğinde değil, kalbe geldiğinde yazılmış.

–Metin Karabaşoğlu

 08/03/2008Risaleler akıldan çıkmıyor, kalbden çıkıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 07/03/2008Risale-i Nur bizi güneşe götüren aydır.

–Metin Karabaşoğlu

 05/03/2008İnsanlık tarihi, ‘azların tarihi’dir; çoğunluk tarihin seyircisidir.

–Metin Karabaşoğlu

 04/03/2008Ebu’d-Derda’ya olmayan birşey hakkında sormuşlar. “Olduktan sonra gelin sorun” demiş.

–Metin Karabaşoğlu

 03/03/2008Veda Haccı sırasında ashabın sayısı 110.000 civarında; ashabdan mezarı Hicaz’da olanların sayısı ise 20.000 civarında... Demek ki, hicret ve vazife değiştirme fıtrî bir realitedir. Vazife hicretleri yaşamalı, heyecan transferleri gerçekleştirmeli...

–Metin Karabaşoğlu

 02/03/2008Hz. Ebu Zer’in içtihadı hususîdir; Hz. Ebu Bekir’in umumî...

–Metin Karabaşoğlu

 01/03/2008Benim açımdan, Muaviye Sıffîn’de Hz. Ali’ye karşı hilafete karşı saltanat yolunda savaşırken ‘Hazret’ değil, ama sahabi olarak Hazret...

–Metin Karabaşoğlu

 29/02/2008Hz. Hasan, bir açıdan, Hz. Ali ile Hz. Osman’ın buluşmasıdır.

–Metin Karabaşoğlu

 28/02/2008Hz. Ali’deki ilim, Hz. Hasan’daki hilm ile kemal buluyor.

–Metin Karabaşoğlu

 27/02/2008Ebubekir’de sıdk, Ömer’de adalet, Osman’da hilm, Ali’de ilim... Dört büyük sahabi, aynı hakikatin dört ayrı görünümünü içeren bir cadde-i kübra açmışlar. Resûlullah 40 kişi ile çizmiş bu büyük yolu... O 40’ın içinde 10 kişi. O 10’un içinde ise 4 kişi. Bu 4 kişi, Allah dilerse 4444 yıl sürmesi mukadder bir cadde-i kübra açmışlar.

–Metin Karabaşoğlu

 26/02/2008Asr-ı Saadet sahnesinde Ömer ile Ebu Bekir kendi kimliğini yitirmiyor. İkisinin beraberliği ile, celâl aynasında cemal, cemal aynasında celâl tezahür ediyor. Meşveret ile birbirini tamamlıyorlar.

–Metin Karabaşoğlu

 25/02/2008Özgürlük müşrikleri sefahete, köleleri imana götürüyordu...

–Metin Karabaşoğlu

 24/02/2008Hamza ve Ömer, Müslüman olmadan önce sıkı birer içici idiler. Hz. Hamza Uhud’da şehid olduğunda ihtimal ki bir parça içmişti, zira içki henüz yasak edilmemişti. Peki, bugünkü akımızla biz, bugün de sıkı bir içiciden Ömer kıymetinde, Hamza değerinde mü’minler çıkabileceğini düşünebiliyor muyuz?

–Metin Karabaşoğlu

 23/02/2008Ömer’de iddia vardı; Ebu Cehil’de inat...

–Metin Karabaşoğlu

 22/02/2008Ebu Cehil kendine tapıyordu, Ömer putlara. Benliğini putlaştırmaktan geçmişti Ömer, putlardan da vazgeçebildi. Ama Ebu Cehil asla…

–Metin Karabaşoğlu

 21/02/2008Asr-ı Saadet’in ilk müslümanları hiç puta tapmayanlardır. Putunu bırakıp Müslüman olanlar da var. Ancak, nefsini put edinenler bir türlü müslüman olamıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 20/02/2008Hz. Ebu Bekir ‘hemencecik’ müslüman olurken, aslında otuzsekiz senelik bir birikimle müslüman oluyordu...

–Metin Karabaşoğlu

 19/02/2008Hz. Ömer altıncı senede Müslüman olmuş. Ebu’d-Derda, Bedir’den daha sonra... Geriden gelen, hep geride kalacak değildir.

–Metin Karabaşoğlu

 18/02/2008Umeyye b. Ebi’s-Salt, tevhid şiirleri yazmış, ama kendisi küfürde kalmış. Lebid ise, şirk şiirleri yazmış, ama sekseninden sonra müslüman olmuş. Ümeyye örneği bize diyor ki: Ayağını denk al, elini çabuk tut, hayırda acele et! Lebid örneği bize diyor ki: Determinist olma, “bu yaştan sonra...” deme, kimin ne zaman ne olacağı belli olmaz!

–Metin Karabaşoğlu

 17/02/2008Az bir güneş ışığı, keyfiyetçe, ayın bütün ışığından daha değerlidir. Sahabilerin en küçüğüne bile en büyük velinin yetişememesi; sahabe mesleğinin tasavvuftan önce ve üstte gelmesi bu sırdandır.

–Metin Karabaşoğlu

 16/02/2008Duvar güneşi ancak ısınmasıyla, yani güneşin ısısı ile tanıtır (evliya mesleği). Cam parçası duvardan küçüktür, ama güneşi ısı, ışık ve yedi rengiyle bildirir (asfiya mesleği).

–Metin Karabaşoğlu

 15/02/2008Sahabiler hayatlarında Kur’ân’ı yaşamışlar, biz ise onu film gibi seyrediyoruz. Bu zamanda Kur’ân yaşayış itibarıyla çok az tefsir olunuyor; ama ilim olarak daha çok tefsir olunuyor.

–Metin Karabaşoğlu

 14/02/2008‘Veraset-i nübüvvet’ ehli, hakikatı herkesin anlayacağı şekilde sunmayı üslub edinirler.

–Metin Karabaşoğlu

 13/02/2008Sahabeler kitap yazmamışlar ama, hayatlarıyla eser yazmışlar.

–Metin Karabaşoğlu

 12/02/2008Resûlullah’ın birebir kendisine benzetmeye çalıştığı tek kişi yoktur.

–Metin Karabaşoğlu

 11/02/2008Mirac elliiki yıl boyu yaşanmış bir yolculuğun tasdikidir.

–Metin Karabaşoğlu

 10/02/2008Mirac Resulullah’ın 52 yıllık hayatının tasdikidir; sünnetin teyididir.

–Metin Karabaşoğlu

 09/02/2008Nübüvvete tâbi olmak, insanın kendisi ve kâinatla barışık olmasıyla ilgilidir.

–Metin Karabaşoğlu

 08/02/2008Peygamberimizi hatırladıkça, çok önemli bir mahluk olduğumu hissediyorum. Çünkü, benim en küçük bir halim ihmal edilmiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 07/02/2008Peygamber ‘insanüstü’ olsaydı, bana rehber olmazdı. “O başkaydı, ben onun gibi olamam” diyemeyiz. Elimizden geldiğince onun gibi olmaya çalışmalıyız…

–Metin Karabaşoğlu

 06/02/2008Aklın anladığını tashih etmek yerine Resûlullah’ın sözünü tashihe kalkışmamalı.

–Metin Karabaşoğlu

 05/02/2008Sünnet-i seniyyesiz bir dinî anlayış, eksik ve hatta sakat bir dinî anlayıştır.

–Metin Karabaşoğlu

 04/02/2008Nefisler peygambersiz bir din arzu ediyorlar; tâ ki kafalarına göre yorumlamaları mümkün olsun…

–Metin Karabaşoğlu

 03/02/2008Resûle tâbi olmayan, kendine tâbi oluyor.

–Metin Karabaşoğlu

 02/02/2008“Soruyu ben sorarım, cevabı da ben bulurum. Peygambere ihtiyacım yok” demek, kendisini Resûl-i Ekrem’in ve onun getirdiği hakikatin yerine koymak demektir.

–Metin Karabaşoğlu

 01/02/2008Resûl-i Ekrem’in hayatı Kur’ân’dır. Her zaman Bismillah şuuruyla yaşar, Fatiha şuuruyla devam eder…

–Metin Karabaşoğlu

 31/01/2008Resûlullah’ın ne düşündüğünü ve nasıl yaşadığını öğrenmek istiyorsan, Kur’ân’ı oku! Kur’ân, Resûlullah’ın hayatını yansıtır; neyi nasıl yaşadığını, neye nasıl baktığını, neye nasıl ve niye inandığını bize gösterir.

–Metin Karabaşoğlu

 30/01/2008Dağa çıkıp inmeyen adama dağcı demezler. Resûlullah miraca çıkmış, ama dönmüştür. Peygamber vasfı böyle bir tavrı gerektirir.

–Metin Karabaşoğlu

 29/01/2008Kap küçükse çabuk dolar. Resûlullah’ın kabı genişti ve devamlı genişliyordu. O yüzden, her daim tefekkür ve tezekkür üzere idi, o yüzden günde yetmiş kez daha da fazlasını yapamadığı için istiğfar ediyordu, o yüzden “Seni lâyık olduğun surette sena edemem. Sen kendini sena ettiğin hal üzeresin” diye Rabbine yakarıyordu...

–Metin Karabaşoğlu

 28/01/2008Hz. Peygamber peygamber olduğu için öyle dua ediyor değil. Öyle dua edebildiği için Rabbimiz onu peygamber seçiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 27/01/2008Yamaçlar kalabalık, zirveler yalnızdır. En çok istifade edilen insan olarak Resûlullah (a.s.m.), aynı zamanda, en az anlaşılan insandır da. Çünkü, onun anlattığı hakikati onun kendi iç dünyasında anladığı derecede anlayan başka bir kimse yoktur. Peygamber başka bir insandan almamış; almadan vermiştir.

–Metin Karabaşoğlu

 26/01/2008Bugün biz “lâ ilahe illallah”ı kolaylıkla söylüyorsak, “muhammedun resulullah”tan dolayıdır.

–Metin Karabaşoğlu

 25/01/2008Peygamberimizin hiçbir fiili yoktur ki, HÜVE’yi göstermesin, O’nu bildirmesin.

–Metin Karabaşoğlu

 24/01/2008Bir sınıfta öğretmen esasında yalnız bir öğrenci için dersini tam anlatır—onu en iyi anlayan öğrenci için. Bir’ler her zaman önemlidir. Bir Muhammed-i Arabî’nin ubudiyeti hatırına, koca bir kâinat yaratılmıştır.

–Metin Karabaşoğlu

 23/01/2008Ağaç meyve için dikilir. Âlem, Muhammed-i Arabî için yaratılır.

–Metin Karabaşoğlu

 22/01/2008“En’amte aleyhim”[6] sırrına dahil olmak için ihdinâ’ya[7] muhatap olunmalı.

–Metin Karabaşoğlu

 21/01/2008Nasr sûresi, Mekke’nin fethinden ve insanlar akın akım, küme küme İslâm’a gelmeye başladıktan sonra istiğfara davet ediyor Hz. Peygamberi. Demek ki, bir başarıdan sonra, nefsimizi işe karıştırma, kazanılan başarıyı kendimize mal etme riski var. Öyleyse, her fetihten sonra, istiğfar gerek.

–Metin Karabaşoğlu

 20/01/2008“İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn”[5] âyeti, esbab dairesi ile itikad dairesi arasında çok önemli bir köprüdür. Örnek: Sevmek duygusu Allah’tan geldi (innâ lillah); O’nun adına sevmeliyim (ileyhi râciûn).

–Metin Karabaşoğlu

 19/01/2008Fatiha kapanış değil, açılış olmalı bizim için. Fatiha ile, yeni bir kapı açılıyor önümüze; yeni bir kapı açılmalı...

–Metin Karabaşoğlu

 18/01/2008Kur’ân, “Rabbu’l-âlemin” ile başlıyor, “Rabbi’n-nâs” ile bitiyor!

–Metin Karabaşoğlu

 17/01/2008Ayetlerin necm-i sâkıp olduğunu görmek için, karanlığı tam hissetmek gerek. Bunun da iki yolu var: (i) hayal, (ii) hissiyatın, şefkatin istimali...

–Metin Karabaşoğlu

 16/01/2008Fıtratı incitmeden nefsi zemmetmek... Kur’ân’ın üslubu bu.

–Metin Karabaşoğlu

 15/01/2008Kur’ân’a tam muhatap olabilmek için, Kur’ân’ın i’cazını kavramak lâzım. Kur’ân’ın mu’ciz bir söz olduğunu anlarsak, nefsin elinde koz kalmaz.

–Metin Karabaşoğlu

 14/01/2008Kur’ân’a muhatabiyet bizi günaha karşı dirençli, hayra karşı gayretli, malayaniyata ve kontrolsüz duygulara karşı ise kontrollü hale getiriyor.

–Metin Karabaşoğlu

 13/01/2008Kur’ân bize inmedi mi? Göklere bakın, yere bakın, kuşlara bakın, hayatınıza dikkat edin, şeytana uymayın.. mânâsındaki âyetleri başkalarına mı indi ki, bu kadar lâkayt ve bu kadar bîganeyiz?

–Metin Karabaşoğlu

 12/01/2008Kur’ân’a muhatap olunarak yaşanan bir gece, Kur’ân’sız bin aydan hayırlıdır. Bir an güneşe muhatap olmak, bin ay kamere muhatap olmaktan kuvvetlidir. Kadir gecesinin büyüklüğü değildir ‘bin ay’la asıl gösterilen; Kur’ân’ın büyüklüğüdür. Ramazan’ı şereflendiren, Kur’ân’dır.

–Metin Karabaşoğlu

 11/01/2008Vahiy ve peygamber gönderen bir Allah, sizin hayatınızın her anını kontrol altında tutuyor demektir.

–Metin Karabaşoğlu

 10/01/2008Kur’ân’ın nuruyla görür, ziyasıyla nurlanırız.

–Metin Karabaşoğlu

 09/01/2008Önce Kur’ân vardı, sonra insan yaratıldı ve ona Kur’ân beyan edildi.

–Metin Karabaşoğlu

 08/01/2008Kur’ân hem çok açık, hem çok derin...

–Metin Karabaşoğlu

 07/01/2008Hayy-ı Kayyûm ism-i azamının hayatımızın merkezine yerleşmesi gerekiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 06/01/2008Sırr-ı kayyumiyet ancak şuunat hakikati ile çözülür.

–Metin Karabaşoğlu

 05/01/2008“Nur olan bütün sıfatıyla, nuranî olan bütün esmasıyla...” Demek ki, isim sıfattan besleniyor!

–Metin Karabaşoğlu

 04/01/2008Kâinatta önce temizliği görüyoruz, sonra tathir (temizleme) fiilini, sonra Mutahhir ismini, sonra da o Mutahhir’in zâtında noksanlardan münezzeh, pak olduğunu, yani Kuddûs ismini...

–Metin Karabaşoğlu

 03/01/2008Dikkat edilmezse, bazı isimler bazı isimlere perde olabilir.

–Metin Karabaşoğlu

 02/01/2008Bu dünyada Vehhâb ismi Deyyân burcunda tulû eder.[4] Allah hayatı bize borç verir, ölümle geri alır. Ahirette ise Deyyân ismi Vehhab burcunda tulû eder. Allah yine hayat verir, ama bu kez hibe ederek; asla geri almadan…

–Metin Karabaşoğlu

 01/01/2008Allah’ım! Celâlî isimlerinin gadabından cemalî isimlerine sığınıyorum.

–Metin Karabaşoğlu

 31/12/2007Muhabbet cemale bakıyor, hayret celâle.

–Metin Karabaşoğlu

 30/12/2007Mevcudat aynasında emal ve celâl gelip gidiyor zannediyoruz. Halbuki ayine olan mevcudat gelip gidiyor. Değişen mevcudat aynasında hiç değişmeyen bir celal ve cemal hakikati görünüyor.

–Metin Karabaşoğlu

 29/12/2007Yaratılışı yalnız inşa suretinde kavrayan birinin Kadîr ismini anlamasıyla, inşa ve ibdayı beraberce kavrayan birisinin Kadîr ismini anlaması farklı olur.

–Metin Karabaşoğlu

 28/12/2007Sâni’-i Kadîr ifadesine dikkat! Cüz’iyatı külliyat kadar sanatlı halkeder (Sâni’). Külliyatı cüz’iyat kadar kolay icad eder (Kadîr).

–Metin Karabaşoğlu

 27/12/2007Allah’ı Kadîr-i Mutlak olarak tanımak için, aciz-i mutlak olduğumun farkına varmam gerekiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 26/12/2007Allah Samed’dir: biz ise fakîr. Fakîr ki, ‘herşeye muhtaç olan, hçbir şey ona muhtaç olmayan’ anlamına gelmektedir.

–Metin Karabaşoğlu

 25/12/2007Samed: Herşey O’na muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç olmayan.

–Metin Karabaşoğlu

 24/12/2007Kabirde “Men rabbuke?” (Rabbin kim?) diye soracak melekler—“Men ilâhuke?” diye değil. Şu hayatta birçok şeyi erbab olarak tanıma tehlikesi var. “İlahım Allah’tır” diyebiliriz. Ama “Rabbim, yani beni ve benimle ilgili herşeyi terbiye ve idare eden Allah’tır” demek daha derin ve daha özel bir çaba istiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 23/12/2007Kur’ân’da Allah ‘Biz’ derken rububiyet makamında, ‘Ben’ derken uluhiyet makamında konuşuyor.

–Metin Karabaşoğlu

 22/12/2007Uluhiyet; Zât’a bakar, onda derece yoktur. Rububiyet mahlukata bakar, dereceli gözükür. Adım adım, rububiyet burcuna çıkıp ulûhiyeti kav insanın nazarı ihata edemez,derece derece çalışır, mertebe yükselir.

–Metin Karabaşoğlu

 21/12/2007Ulûhiyet rububiyet burcunda tulû eder. Rububiyet burcuna çıktığımızda, ufkumuzu uluhiyet kaplar.

–Metin Karabaşoğlu

 20/12/2007Ulûhiyet Allah’ın Zâtına bakar, rububiyet fiillerine.

–Metin Karabaşoğlu

 19/12/2007Ferd: Özellikleri bölünemez olan. özellikleri başkasına verilemeyen.

–Metin Karabaşoğlu

 18/12/2007İsm-i Ferd cüzleri ayırmıyor, cüzleri birleştiriyor.

–Metin Karabaşoğlu

 17/12/2007İnsan ehadiyetle derinleştiğinde, hangi denizde yüzdüğünü unutmadan derinleşiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 16/12/2007Nasıl Vahid Ehad’i gösteriyorsa, Ehad da bize Samed’i göstermeli.

–Metin Karabaşoğlu

 14/12/2007Ehadiyet: “Bu bardağı yaratan kâinatı yaratandır.”

–Metin Karabaşoğlu

 13/12/2007Vahidiyet bütün kâinattan zerreye doğru yolculuk yaptırır; Ehadiyet zerreden kâinata götürür.

–Metin Karabaşoğlu

 12/12/2007Vahid ismi küll’e, Ehad ismi küllî’ye bakıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 10/12/2007Vahidiyet: “Allah herşeyin Hâlikıdır.”

–Metin Karabaşoğlu

 09/12/2007Koyunların birbirine benzerliği vahidiyet sırrından; birbirinden farklılığı ise ehadiyet sırrından.. Koyunlar, tür olarak bakılınca, vahidiyete işaret ederler. Tek tek bakılınca, ehadiyeti ilan ederler.

–Metin Karabaşoğlu

 08/12/2007Sırr-ı ehadiyet herşeyi küllîleştiriyor. Hiçbir şeyi şuur harici bırakmıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 07/12/2007Hakikat Hak isminin cilvesidir. Hakikat tektir; ama vecihleri çoktur.

–Metin Karabaşoğlu

 06/12/2007Çay olduğu için çaycı var değil; çaycı olduğu için çay var. Aynen onun gibi, rızıklar var olduğu için Rezzak var değil, Rezzak var olduğu için rızık var.

–Metin Karabaşoğlu

 05/12/2007Râzıkı rızık veren Rezzak [sürekli ızık veren, rızık vericiliği daimî olan] olarak tanırsan,[3] rızık endişesi taşımazsın artık. Ama yalnızca Râzık olarak bilirsek, rızık vermede kesintiler akla gelebilir.

–Metin Karabaşoğlu

 04/12/2007Ne ile uğraşıyorsak, onu en iyi şekilde yapmalı. Nâzım-ı Mutlak’a, Kâmil-i Mutlak’a düzgün bir ayna olmalı.

–Metin Karabaşoğlu

 03/12/2007Diğer insanların kusurlarını örterek Settar ismini cilvelendirmemiz lâzım.

–Metin Karabaşoğlu

 02/12/2007“Tahallakû bi ahlâkillah: Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanın!” buyuruyor Peygamber. O halde, Rabbimiz Kerîm olduğuna göre, kerem ile vasıflanmalı; Muhsin olduğuna göre, ihsan ile... Rabbimiz Zülcemal olduğuna göre, kul pasaklı olmamalı. Rabbimiz Zülkemal olduğuna göre, kul herşeyi elinden gelen en mükemmel şekilde yapmaya çalışmalı.

–Metin Karabaşoğlu

 01/12/2007Her ismin bir edebi var. O edebe uygun davranmalı.

–Metin Karabaşoğlu

 30/11/2007Allah’ın güzel isimlerinin Kur’ân’da kaç kez geçtiğini saymış bir mü’min. Çıkan rakam, 11200. Yani, her sayfada yirmiye yakın esma-i hüsna zikrediliyor…

–Metin Karabaşoğlu

 29/11/2007Zâtî isimler fiilî isimleri kuşatır. Fiilî isimler zâtî isimleri gerektirir.

–Metin Karabaşoğlu

 28/11/2007Ehad öyle bir isim ki, içinde bütün isimleri barındırıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 27/11/2007Bütün bilme çabamız esma-i ilahiyeye ulaşsın ki, yolculuk tamam olsun.

–Metin Karabaşoğlu

 26/11/2007Bayezid-i Bistâmî’ye sormuşlar: “İsm-i Azam nedir?” O da, ‘ihlas’ demiş. Anlaşılan o ki, İsm-i Azam’ı derketmek için, esmâ, şuunat ve sıfatı O’na teslim edeceksin—muhlis olacaksın yani...

–Metin Karabaşoğlu

 25/11/2007Nefsi öldürerek ism-i azamı derketmek zordur.

–Metin Karabaşoğlu

 24/11/2007İsm-i Azam sırrına mazhariyet, bütün esmayı kavramakla gerçekleşir.

–Metin Karabaşoğlu

 23/11/2007Bir isim içinde diğer isimleri de gösterir hale gelmişse, o isim bizim İsm-i Azam’ımızdır.

–Metin Karabaşoğlu

 22/11/2007Cüz’î irade sahibi olduğumuz için meşveretle emrolunmuşuz.

–Metin Karabaşoğlu

 21/11/2007Cüz’î irade demek, bir asla tâbi demektir. Cüz’î irademizin varlığı, Allah’ın küllî iradesinin varlığına bağlıdır; kendi başına bir vücudu yoktur.

–Metin Karabaşoğlu

 20/11/2007Zâttaki kudret, âfakî âlemde kuvvet olarat tezahür eder.

–Metin Karabaşoğlu

 19/11/2007Âfâkî âlemde ihtiyarı görür, iradeyi anlarız. Kuvveti görür, kudreti anlarız.

–Metin Karabaşoğlu

 18/11/2007İmam-ı Mübîn mazi ve müstakbeli içine alıyor. Kitab-ı Mübîn ise ân’a bakıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 15/11/2007İlm-i ezelînin tecellisi: “Çalışmayan, sınıfta bırakılır.”

–Metin Karabaşoğlu

 14/11/2007“Şu depremden şu hikmeti keşfettim” diyebiliriz. “Allah şu hikmetten dolayı şu depremi yapıyor” diyemeyiz. O, dilediğini yapar.

–Metin Karabaşoğlu

 13/11/2007Hikmeti illet yerine koyup belirleyici kıldığımızda, aslında aklımızı öne koymuş oluyoruz.

–Metin Karabaşoğlu

 12/11/2007Mu’tezile Allah hasen olduğu için emretmiş, kubuh olduğu için nehyetmiştir, der. Doğrusu şöyle olmalı: Birşey Allah emrettiği için hasendir, nehyettiği için kubuhtur.

–Metin Karabaşoğlu

 11/11/2007Allah iradesi ile tercih eder, Hakîm olarak yaratır.

–Metin Karabaşoğlu

 10/11/2007Her tercihe bir müreccih ararsak, irade-i ilâhiyeyi ortadan kaldırırız.

–Metin Karabaşoğlu

 09/11/2007Allah tercih ederken müreccihsiz, yani tercih için zorunlu bir sebep olmaksızın tercih eder. Ama biz kullar, o tercihte bir hikmet ararız. O herşeyi hikmetle yaratır, ama yaratmasında bir müreccihe mahkum değildir.

–Metin Karabaşoğlu

 08/11/2007Şeytan, Allah’ın iradesini mutlak görmediğinden, birşeyi o şeydeki bir üstünlük sebebiyle Allah tercih etmeli diye düşünür.

–Metin Karabaşoğlu

 07/11/2007Ehl-i Sünnet Cenab-ı Hakkın yazdığı senaryoyu anlamaya çalışıyor. Cebriye ve Mu’tezile ise birbirinin zıddı senaryolar yazıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 06/11/2007Geleceğe dönük olarak “Muhakkak bu böyle olur” demek kula yakışmaz.

–Metin Karabaşoğlu

 05/11/2007Faâlun limâ yürîd sırrını reddeder tarzda, Allah’ı ‘mucib-i bizzat,’ yani eli mahkum, kendi kendisinin mahkumu göremeyiz. Şu dünyada kullar sadece kesb ile birşey elde edilmez; vehb ile gönderilir.

–Metin Karabaşoğlu

 04/11/2007“Allah’ın yarattığı işte bir hayır vardır” diyoruz; doğru. Ancak, Allah’ın bir işi biz istediğimiz halde yaratmayışında da hayır görmeli. O’nun birşeyi yaratmayışında da hayır vardır!

–Metin Karabaşoğlu

 03/11/2007Allah başkasına zenginlik veriyor da, bize birşey vermiyor değil. Bize de fakirlik veriyor! Zenginlik de, fakirlik de Allah vergisi...

–Metin Karabaşoğlu

 02/11/2007Tekerlek icad edilmedi; ikram edildi bize…

–Metin Karabaşoğlu

 01/11/2007Hidayete yürümek kuldan, hidayet Allah’tan...

–Metin Karabaşoğlu

 31/10/2007Cehenneme gideriz, cennete götürülürüz.

–Metin Karabaşoğlu

 30/10/2007Ya şerri tercih ederiz, ya bize hayır tercih ettirilir.

–Metin Karabaşoğlu

 29/10/2007Acıma duygusu Allah’tan, acımamak benden!

–Metin Karabaşoğlu

 28/10/2007Allah’ın el’an yaşatıyor olduğu şartlara razı olmak lâzım. Allah’ın vermediği imkânı, hâşâ, biz yaratmaya kalkışıyoruz. “Ben ille de şunu isterim ve şimdi isterim” gibi tavırlarımızın arkasında, bulunduğumuz şarta isyan var.

–Metin Karabaşoğlu

 27/10/2007Rahmeti göremediğimiz yerde kaderden şikayete başlarız.

–Metin Karabaşoğlu

 26/10/2007Kadere itirazın kaynağı: olanlar ile istediklerimiz arasındaki farkı kabullenememek.

–Metin Karabaşoğlu

 25/10/2007Kaderin mahkumu değil, nefsin mahkumuyuz. Güzel bir iş yaptığımızda da, ‘kaderin mahkumuyum’ diyor muyuz?

–Metin Karabaşoğlu

 24/10/2007Genelde, düşen insanlar kaderden şikayet ediyor. Hapse düşen pekâlâ ‘kader mahkumu’ oluyor da, zengin birinin de ‘kader mahkumu’ olduğu düşünülmüyor.

–Metin Karabaşoğlu

 23/10/2007Seyyieyi kadere vermek, nefsin desisesidir.

–Metin Karabaşoğlu

 22/10/2007Sevimli şeyleri de kadere verebilmeyi başardığımızda, kaderi sevmeye başlarız.

–Metin Karabaşoğlu

 21/10/2007Ne hikmetse, kaderi yalnız musibetlerde hatırlıyoruz!

–Metin Karabaşoğlu

 20/10/2007Nefis, “Senin gibi istiğfar eden var mı?” diye de yaklaşabilir.

–Metin Karabaşoğlu

 19/10/2007İman dairesinde olan kişi asla firavun olmaz. Olsa olsa nefsinin firavunluğundan söz edilebilir.

–Metin Karabaşoğlu

 18/10/2007Bazıları hatasından dolayı istiğfar ediyor; bazıları ise, yeterince ibadet ve tesbihat yapamadığı için...

–Metin Karabaşoğlu

 17/10/2007Sadi-i Şirazî’ye atfen duymuştum: “Bazı insanlar yaptıkları için, bazıları da yapamadıkları için tevbe ederler!”

–Metin Karabaşoğlu

 16/10/2007Sahabe cehennemde ısrar etmezdi. Hemen tevbe ve istiğfar ederdi!

–Metin Karabaşoğlu

 15/10/2007Peygamber vaki olan kusurlarını düzeltiyor; olması muhtemel kusurları için ise istiğfar ediyordu...

–Metin Karabaşoğlu

 14/10/2007Kusurumdan dolayı mı pişman oluyorum, kusurumdan dolayı istiaze etmemekten mi?

–Metin Karabaşoğlu

 13/10/2007Rasyonalize etmek, istiğfar etmemektir.

–Metin Karabaşoğlu

 12/10/2007Günah işlemek değil, istiğfar etmemek küfre götürüyor.

–Metin Karabaşoğlu

 11/10/2007“Her günahta küfre giden bir yol vardır” diyor Hz. Peygamber. Günahın kendisi küfre götürmüyor; günahından dolayı istiazesizlik ve istiğfarsızlık küfre götürüyor.

–Metin Karabaşoğlu

 10/10/2007Hatasını kabul etmemek, hata yapmaktan daha büyük bir hatadır.

–Metin Karabaşoğlu

 09/10/2007Mü’minle münafığı ayıran en önemli özellik, istiğfardır. Münafık istiğfar etmez.

–Metin Karabaşoğlu

 08/10/2007Günahların devamında, istiğfarın devam etmesi önemli. O fiilin devam etmesine değil, istiğfarın devam edip etmemesine bakmalı.

–Metin Karabaşoğlu

 07/10/2007Kusurdan kurtulmalıyım diye davranışları hedef almak uzun yol. Ben bu kusuru yapmamalıyım değil. Kusura düştüğüm yerde, Allah’a istiğfar ve duaya devam etmeliyim.

–Metin Karabaşoğlu

 06/10/2007İç dünyamızdaki muhasebelerimizde ümitsizlik üretmemeli, pozitif enerji üretmeli. Meselâ: “Ben müsrifim” değil, “İsraftan kurtulmaya çalışmam lazım.” “Bazan namazları kaçırıyorum” değil, “Namazları kaçırmamaya çalışacağım.”

–Metin Karabaşoğlu

 05/10/2007Madem ki Allah Gafûr’dur, O’na iltica etmeli. Kâfirin yanlışında, Gafûr’a teslim olmama hali de var.

–Metin Karabaşoğlu

 04/10/2007Cenab-ı Hak Gafûr olduğunu Kur’ân’ıyla ve Peygamberiyle bize bildirdiğine göre, bir günahımız olduğunda O’na iltica etmekten çekinmemeliyiz. Bazan kendimizi affedemediğimiz şeyde bile O’na iltica etmeliyiz.

–Metin Karabaşoğlu

 03/10/2007Şeytan mü’mine çelme takarak amel ile iman arasında deterministik bir bağ kurdurur. “Sen mü’minsin bunu nasıl yaparsın?” diyerek imanından şüpheye düşürür. Amelî zaaflardan hareketle imana dair ümitsizlik telkin eder.

–Metin Karabaşoğlu

 02/10/2007Günahla kilitlenen sistemimizi istiğfar ile reset’liyoruz.

–Metin Karabaşoğlu

 01/10/2007Günahkâr insan duvara tırmanmaya çalışan karınca gibi hareket edebilmeli. Kurtulmak için defalarca çabalamalı. İstiğfar edebilmeli.

–Metin Karabaşoğlu

 30/09/2007İstiğfar, nefse karşı alınmış bir tavırdır.

–Metin Karabaşoğlu

 29/09/2007Önemli olan, hatasızlık değil, istiğfardır.

–Metin Karabaşoğlu

 28/09/2007İstiğfardan, kulluktan kaçmamalı. “Ben bu kusuru nasıl yaparım?” dememeli. İnsan basit kusurlar bile yapabilir. Kusur işleyebilme potansiyeline sahibiz. O yüzden, devamlı istiğfar etmeliyiz.

–Metin Karabaşoğlu

 27/09/2007“İstiğfar ediyor, öyleyse bir kusur işlemiş” dememeli. İstiğfar, kulluğun gereğidir.

–Metin Karabaşoğlu

 26/09/2007İstiğfar imanın cüz’üdür ama, günah küfrün bir cüz’ü değildir.

–Metin Karabaşoğlu

 25/09/2007İmtihanı ‘kaybetmiş’ olabiliriz, ama bu kez ‘iltica’ kapısı açılıyor. Kaybetmek yok esasında!

–Metin Karabaşoğlu

 24/09/2007Dua, abd olduğumuzu kabul edişimizin nişanesidir.

–Metin Karabaşoğlu

 23/09/2007Rabbimizi ne kadar tanıdığımızın göstergesi, ettiğimiz duadır.

–Metin Karabaşoğlu

 22/09/2007İnsan, duası kadar kuldur.

–Metin Karabaşoğlu

 21/09/2007Ehadiyet dönemecinden geçtikten sonradır ki, gaibâne ubudiyetten hâzırâne ubudiyete geçilebilir.

–Metin Karabaşoğlu

 20/09/2007İnfak için, ‘razaknâküm’ü[2] bilmek lâzım. Allah yolunda harcamak, “Bu Allah’tandır” demenin teyididir.

–Metin Karabaşoğlu

 19/09/2007Zekat insanın içinin tezkiyesidir. Vermeye bizim ihtiyacımız var. Aldığımız herşeyi Allah’tan aldığımızın şuurunda olup olmadığımızın teyididir zekat.

–Metin Karabaşoğlu

 18/09/2007Kırkta kırkı Allah’a vermeli ki, kırkta biri yoksula verebilelim.

–Metin Karabaşoğlu

 17/09/2007Zekat emri sayesinde Allah’ın ‘Mâlikü’l-Mülk’ ismi üzerine ihtisas yapıyoruz.

–Metin Karabaşoğlu

 16/09/2007“Oruç, kolaylıktır” buyuruyor Peygamber. Doğrudur; oruç olmasa, Zât-ı Zülcelâl’e kurbiyeti zor başarırdık!

–Metin Karabaşoğlu

 15/09/2007Fenzur ilâ âsâri rahmetillah![1] Demek ki, çiçeğe bakmak da Allah’ın emri; çiçeğe bakmak da kulluk gereği...

–Metin Karabaşoğlu

 14/09/2007İbadet belki yalnız bir saat sürer; ama ubudiyet yirmidört saat boyu...

–Metin Karabaşoğlu

 13/09/2007Namaza ayıracağımız vakti toplasak bir saat, yaysak yirmidört saat sürer.

–Metin Karabaşoğlu

 12/09/2007Aczimizi her an farkediyorsak, her an rükû halindeyiz demektir.

–Metin Karabaşoğlu

 11/09/2007Namazın kıymetini bilip kılmamak, definecinin hazinenin yerini bulduğu halde onu çıkarmadan çekip gitmesi gibidir.

–Metin Karabaşoğlu

 10/09/2007Bütün hayatımın amacı, şu anın namazını kılmak...

–Metin Karabaşoğlu

 09/09/2007Namaz için “iki gözümün nuru” diyor Hz. Peygamber. O halde, namazsızlık iki gözün körlüğüdür.

–Metin Karabaşoğlu

 08/09/2007Gerçek uyku hali, namaz hakikatindan gafil olma halidir.

–Metin Karabaşoğlu

 07/09/2007Namaz kılmazsan, hikmet-i âleme haksızlık etmiş olursun.

–Metin Karabaşoğlu

 06/09/2007Kâinat insan için, insan ise namaz için yaratılmış.

–Metin Karabaşoğlu

 05/09/2007Hamd kavramını biz üretmedik; hamdedecek bir fıtratta yaratılmışız zaten. O yüzden, hamd edebilmeyi bize nasip ettiği için de Allah’a hamd etmeliyiz.

–Metin Karabaşoğlu

 04/09/2007Her yeni ism-i ilâhînin dünyamıza girmesiyle, ubudiyet miracında bir basamak daha çıkmış oluruz.

–Metin Karabaşoğlu

 03/09/2007Ubudiyet, şu perdeli diyarda Cenab-ı Hakka perdesiz muhatabiyettir.

–Metin Karabaşoğlu

 02/09/2007Rububiyet sırrının bende tezahür etmesi için ubudiyetle kendimi Rububiyete rabtediyorum.

–Metin Karabaşoğlu

 01/09/2007Kabiliyet ve duygular ubudiyette kullanılmazsa ‘stok maliyeti’ husule gelir, nefis muhasebesi yaparken insanı rahatsız eder.

–Metin Karabaşoğlu

 31/08/2007Tiyatroda görevli birisi vazifesine gelmese, bütün ekibin çalışması meyvesiz kalır, zulüm olur. Aynen bunun gibi, ubudiyet ve hamd vazifesini yapmayan bir insan, bütün bir kâinata karşı büyük bir zulüm yapmış oluyor.

–Metin Karabaşoğlu

 30/08/2007Kâinat hayat için, hayat insan için, insan ubudiyet için çalıştırılıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 29/08/2007Allah insanı Kendisine ibadet için, eşyayı da insan için yaratmış. O’nun için olanı, bizim için olana feda etmemeli...

–Metin Karabaşoğlu

 28/08/2007İmanın kuvvetli olması şeytanın desiselerini hafifletmez.

–Metin Karabaşoğlu

 27/08/2007Zât-ı Akdes fikrine ulaşınca, panteistlik çöker. Zira, ‘Zât-ı Akdes,’ Allah’ın Zâtının bizim tasavvurumuzdaki tasvirlerden münezzeh olduğunun ifadesidir.

–Metin Karabaşoğlu

 26/08/2007Zât’a gitmeyen her fikir eksiktir.

–Metin Karabaşoğlu

 25/08/2007Kasdı görmeden Kâsıd görünmez.

–Metin Karabaşoğlu

 22/08/2007Küfür ehli diyor ki: “Ahiret gerçekten var mı bilmiyoruz. Ölüp de geleni görmedik.”

–Metin Karabaşoğlu

 21/08/2007Çokları, mü’min olursam şu lezzetlerden mahrum kalacağım korkusuyla mü’min olamıyor. Mü’min olamadığı için de, imanın içindeki benzersiz lezzetleri bir türlü tadamıyor!

–Metin Karabaşoğlu

 20/08/2007Nefis ve şeytan, mucib-i bizzat olan, Kendisine ubudiyet borcumuzun olmadığı bir Allah’a razıdır. Nefis ‘hizmetçi Tanrı’ arıyor, hükmeden bir Rabbin varlığını hazmedemiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 19/08/2007Ehl-i küfrün derdi uluhiyeti inkâr değil; Allah’ın ulûhiyetini inkâr...

–Metin Karabaşoğlu

 18/08/2007Eşkiya sultanı bilir, ama hakimiyetini tanımak istemez. Aynı şekilde, kâfir Allah’ı bilir, ama varlığını kabul etmek istemez.

–Metin Karabaşoğlu

 17/08/2007İman kesreti kevsere dönüştürür.

–Metin Karabaşoğlu

 16/08/2007“Eşhedü,” âfâktaki gerçeğin benim iç âlemimin gerçeği haline gelmesinin ifadesidir. Şahit olunca, gerçeğin seyircisi olmaktan çıkıyorsun, gerçeğin içine girmiş oluyorsun.

–Metin Karabaşoğlu

 14/08/2007“Lâ ilâhe illallah:” Tevhid hakikatini gözlemliyorsun.

–Metin Karabaşoğlu

 13/08/2007Padişaha muhatap olan, kapıcısının iltifatına ihtiyaç duymaz. Esbab kapıcısına dikkat etmeliyiz. Allah’ın huzurunda olduğumuzun idrakinde olamadığımız için esbab kapıcısının iltifatına tenezzül ediyoruz.

–Metin Karabaşoğlu

 12/08/2007İman ibadeti getiriyor, ibadet imanı besliyor.

–Metin Karabaşoğlu

 11/08/2007İman ilimle gelmiyor, niyetle geliyor.

–Metin Karabaşoğlu

 10/08/2007İmanımız marifetimiz derecesindedir; ubudiyetimiz, muhabbetimiz derecesinde...

–Metin Karabaşoğlu

 07/08/2007“Ne kadar fen bilirsen imanın artar.”

–Metin Karabaşoğlu

 06/08/2007Şirk göz göre göre gelmez; gizlice gelir.

–Metin Karabaşoğlu

 05/08/2007İman tasdiktir; küfür ise önkabul...

–Metin Karabaşoğlu

 04/08/2007Küfür yakîne dayanmaz.

–Metin Karabaşoğlu

 03/08/2007Yerleşmiş hakikati hiçbir şüphe sökemez.

–Metin Karabaşoğlu

 02/08/2007İleriye dönük ümidi kalmayan anlık hazlar peşine düşüyor. O yüzden, insanların ümitleriyle oynamamak gerekiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 01/08/2007İlerleme, kemale erme ümidi kalmadığında, insanlar sefihleşiyor. Sefahete karşı, ümitleri canlı tutmak gerekiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 31/07/2007Ümit varsa, daha affedici olunur. Yeis varsa, daha acımasız olunur.

–Metin Karabaşoğlu

 30/07/2007Olayların gidişini kendilerince determine edip ümitsizlik üretenler, dışarıya söyleyecekleri fazla sözü olmayanlardır.

–Metin Karabaşoğlu

 29/07/2007Olumsuz anlamda “Ben hep böyleyim” demek gaflet ifadesidir. Böyle diyerek, tefekkürle geçen anlarımı, dua ve ibadetle geçen anlarımı görmezden gelmiş; kalb ve ruhumu ise itham etmiş oluyorum.

–Metin Karabaşoğlu

 28/07/2007Havf hali ye’se; korku ümitsizliğe dönüşmemeli.

–Metin Karabaşoğlu

 27/07/2007Şeytan bizi ümitsizlikle vurmak istiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 26/07/2007Şeytan insana ikili oynar. Önce olumsuz şeyler tahayyül ettirir. Sonra tahayyülünü insana tasdik gibi gösterip ye’se düşürür.

–Metin Karabaşoğlu

 25/07/2007Bazı hatalarımız şefkatte ifrattan kaynaklanıyor olabilir.

–Metin Karabaşoğlu

 24/07/2007Lokantada biftek yerken tefekkür ettiğini düşünen kişi, çok geri bir tefekkür ettiğinin farkında mı? Muhtaçları düşündüğünde, telezzüz insana lezzet değil, acı veriyor.

–Metin Karabaşoğlu

 23/07/2007Zorluğu paylaşmak şefkatte zenginlik getirir.

–Metin Karabaşoğlu

 22/07/2007Şefkat empati kazandırır; insanı ilmelyakînden aynelyakîne çıkarır.

–Metin Karabaşoğlu

 21/07/2007Su yumuşaktır, ihata eder; taş katıdır, ihata edemez.

–Metin Karabaşoğlu

 20/07/2007Şefkat olmazsa açılım olmaz.

–Metin Karabaşoğlu

 19/07/2007Şefkati geniş olmayanın imanı inkişaf etmiyor. Şefkati geniş olan acz ve fakrını anlar, tefekkürü genişler. Ki, ubudiyetin şümullü olması için, insanın çevresiyle ve kâinatla ilgili olması gerekiyor.

–Metin Karabaşoğlu

 18/07/2007Şefkatsiz bir insandan taakkul çıkar, tefekkür çıkmaz.

–Metin Karabaşoğlu

 17/07/2007Teori uygulamaya taşınmalı, ama şefkatle...

–Metin Karabaşoğlu

 16/07/2007Şeytan nefse, nefis hayale üflüyor. Ardından, şeytan nefisten gelen hayali irdelemeye başlıyor ve insanın kendi başına tahayyül etmediği şeyi bizatihî insandan sudur etmiş gibi telkin ediyor. Böylece vesveseye ve ümitsizliğe düşürüyor.

–Metin Karabaşoğlu

 15/07/2007Küfür sınır tanımaz, çünkü nefis sınır tanımaz.

–Metin Karabaşoğlu

 14/07/2007Nefsin kuralı yoktur.

–Metin Karabaşoğlu

 13/07/2007Nefis günahları sahiplenmeyerek Cebriye, iyilikleri sahiplenerek Mu’tezile rolünü oynuyor.

–Metin Karabaşoğlu

 12/07/2007Günlük hayatımda meşveret etmiyorsam, ya kendi nefsimi, ya başkasının nefsini putlaştırıyorum demektir.

–Metin Karabaşoğlu

 11/07/2007Akıllar istişare eder, nefisler etmez. Her nefis kendi yolunda yuvarlanır.

–Metin Karabaşoğlu

 10/07/2007Nefis cimridir. O yüzden Kur’ân’da çok sık ‘infak edin!’ ikazı var. Cimrilikte rahmet-i ilâhiyeye güvensizlik hali sözkonusudur.

–Metin Karabaşoğlu

 09/07/2007Nefis miyoptur, uzağı görmez. Hayal hipermetroptur, yakını görmez.

–Metin Karabaşoğlu

 08/07/2007Nefis miyoptur; uzağı görmez, ahireti düşünmez.

–Metin Karabaşoğlu

 07/07/2007Nefis şimdiki zamandan mal kaçırıyor.

–Metin Karabaşoğlu

 06/07/2007Nefis haramlarda aceleci, hayırlarda ertelemeci...

–Metin Karabaşoğlu

 05/07/2007Nefis neticeyi hemen almak ister.